[ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ]


[ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ]

     "Anadolu" dergisi, Belçika'daki Türk toplumunun sorunlarını anlamaya çalışarak bu sorunları aynı toplumla paylaşmak, çözüm üretil-mesine katkı sağlamak istiyor ama bu iş her zaman gözüktüğü veya söylendiği kadar kolay olmuyor.   "İthal gelinler" konusunun önemli bir sorun kaynağı olduğunu psiko-loglardan öğrenmiş, araştırmalara başlamıştık. Türkiye'den büyük ha-yallerle Belçika'ya gelen bazı gelinlerin yaşadıkları dramların boyutları tahminlerin ötesinde çıkıyor. Bu arada, evlenme çağındaki Türk genç kızlarının karşılaştıkları sorunları, önlerine örülen duvarları, bazı aile büyüklerinin ortaya koydukları katı kurallarla kızlarının mutsuzluk temellerini attıklarını da gördük.İthal gelinlerin ve evlenme çağındaki kızların pek çoğu konuşmaya, sorunlarını anlatmaya bile cesaret edemiyor. Dolayısıyla bu konudaki röportajlarımız biraz zaman alacak. Ama bu arada, "ithal damatlarla" karşılaştık. Bunlara "gurbetin efen-dileri", "gurbetin uyanıkları", "içgü-veyleri", "modern köleler" gibi nitelendirmeler de yapılıyor.      40 yıl önce Belçika'ya çalışma-ya gelenler, yavaş yavaş eşlerini, çocuklarını taşımışlar gurbete. Gün gelmiş kızları serpilmiş, oğulları fi-dan gibi delikanlı olmuş. Gelin, da-mat olma zamanı gelmiş çatmış. Bazı çevrelerde hiçbir mantığa da-yanmayan önyargılar da yerleşmiş. Örneğin, Belçika'da büyümüş, yetişmiş gençlere güvenilemeyeceği ileri sürülmüş, "memleketten gelin veya damat getirmek" gereğine inananlar olmuş. Bazıları bu işin maddi boyutlarını ön plana çıkarmışlar. Belçika'ya vizeli işçi olarak gelinemeyince, evlenerek gelmek bir yöntem gibi görülmüş, verilen kız veya erkeklerin karşılığında ba-zen para bile istenmiş. Çocukları-nın fikrini bile sormadan bu tür ka-rarlar alanlar olmuş. Elbette, Belçi-ka ve Türkiye'den, çağdaş koşullarda buluşan, tanışan, gönül rızasıyla evlenip mutlu olanlar da pek çok...
     "İthal damatlara", yaşadıkları sorunları, mutlulukları, mutsuzlukla-rı, uyum süreçlerini, duygularını sorduk. Tabii sadece konuşmayı ka-bul edenlerin yanıtlarını ve dene-yimlerini aktarabiliyoruz.“ENİŞTE”NİN DENEYİMİ     Bu konu gündeme getirildiğin-de, Limburg bölgesinde Türklerin "Enişte" diye hitap ettiği ilk “ithal damadı”, Muhsin Çakır'ı görmeye gittik.
     Samsun 1949 doğumlu Muhsin Çakır, bilindiği kadarıyla Belçika'ya 1971'de gelen ilk damat. Evin tek erkek çocuğuymuş, pek gelmek is-tememiş Batı Avrupa'ya... Geldik-ten sonra, yerin yüzlerce metre al-tında, maden ocaklarında çalışma-ya başlayınca da gerçeklerle karşı-laşmış, anlatılanların doğru olmadı-ğını fark etmiş. O zamanki koşulları sağlıklı bulmamış. Çoğunluğu kırsal kesimden gelen Türkler tasarrufa ve Türkiye'ye yatırıma öncelik ve-rip, "Nasıl olsa döneceğiz" diyerek uyum ve eğitim unsurlarını gözardı etmişler. "Enişte" bu manzaraya kı-zar, üzülürmüş.         Muhsin Çakır "enişte" ve "ilk" olmanın çok yararını görmüş, in-sanlar ona yardımcı olmuşlar. 15 sene madende aynı kaderi paylaş-mış. Uyum sağlamada insan ola-rak, Türk olarak zorlandığını söy-lüyor.      Deneyimli damat, yeni gelen damatları değerlendirirken, "Maden ocaklarını kapatanlardan Allah razı olsun. Kapandı da çoluk çocuğumuz okumaya yöneldi, üniversiteye gitmeye başladılar. Yoksa gelen da-matların da, buradakilerin de hali perişandı" diyor ve ekliyor:     "Şimdi gençler kendi eşlerini seçmede daha bilinçli oldukları için, kendilerine uygun kişileri arıyorlar. Öbür türlüsü, görücü usulü de çok oluyor tabii... Her halükarda uyum sağlamada sorunlar yaşanıyor. Ba-zen gelip bana danışırlarsa yardımcı oluyorum. Gördüğüm kada-rıyla sorunları olanlar çoğunlukta. Bu sorunla-rın başında dil, iş, Türki-ye'de eğitim almış ol-mak, hanımının burada eğitim ve kültür almış olması var. Bence Türkiye’den gelen damatlar önce bir sene dil öğrenmek için zaman ayırsınlar. Bir de anne-babalar böyle evlilikleri çocukları için tercih ederken çok iyi düşünüp program yapsınlar ve yardımcı olsunlar."      "Enişte", ithal damatların sık sık işsizlik sorunuyla karşılaştıklarını, bu durumu onurlarına yediremediklerini, huzursuzluklar yaşandığını, eşlerinin de acı çektiğini, sabırlı ol-mak ve dil sorununu aşmak, mes-lek okullarına gitmek gerektiğini anlatıyor ve "Aksi takdirde çilek tarlalarında, elma bahçelerinde, modern köle gibi hayatlarına de-vam ederler" diyerek ekliyor:     "Durumları çok zor... Hem on-ların, hem de durumları çoğunlukla onlardan da kötü olan gelin kızları-mızın Allah yardımcıları olsun..."  TÜRKİYE’DE DE OLMUYOR
      Erol Kavuşturan 1962, Anka-ra doğumlu. 1986'da damat ol-muş. Eşini Türkiye'ye izne geldiğin-de tanımış. Birbirlerini sevmişler ve Türkiye'de yaşamaya karar vermiş-ler. O dönemde kesin dönüş primi veren Belçika'nın bu cazip teklifin-den yararlanmak için eşi Belçika'ya gelmiş. Erol Kavuşturan'ın aynı dö-nemde geçirdiği ağır bir hastalık yüzünden, ellerindeki tüm para sağlık giderlerine gitmiş. Eşinin de Belçika'da daha iyi bir yaşam kurabileceklerini düşünmesi üzerine Belçika'ya yerleşmişler.      Erol Kavuşturan "Yurtdışına ilk çıkışımdı. Doğal olarak başlangıçta çok güzel geldi ama burada benim için yaşamın çok zor olacağını da-ha ilk hafta anladım" diyor. İlk bir buçuk yıl, lisanı olmadığı için hiçbir iş bulamayıp çilek tarlalarında "ihtisas" yapanlardan... Dil eğitimine ağırlık verip, bir havalandırma şirketinde iş bulmuş ve 10 yıl bu şirket için çalışmış:     "Hiç kolay olmadı. Bir yandan, doktordan, belediyeye; polisten, bir çok resmi kuruma kadar dilden kaynaklanan sorunlar yaşarken, ay-nı zamanda uyum sağlamaya çalışı-yordum."      Türk toplumunun Belçika'da farklı bir yaşayış biçimi olduğuna dikkat çeken Kavuşturan, "Damat olarak gelenleri ikinci sınıf vatandaş olarak, ya da ezilmiş bir insan gibi görüyorlar. Sanki Türkiye'de biz çok yokluk görmüşüz de burada her şeyi ilk olarak keşfediyormuşuz gibi davranıyorlar. Yani "görgüsüz" olduğumuzu düşünüyorlar" diyor.       Yaşadığı sıkıntıların ve hissetti-ği yalnızlığın ardından 1997'de Türkiye'ye kesin dönüş yapan ve çocukları alıp Alanya'ya yerleşen Kavuşturan ailesi, bu kez Türkiye'-ye uyumda zorlanmış, "Alamancı" muamelesinden rahatsız olmuş. 
İki sene zor dayanmışlar, sonra Belçika'ya dönüp kendi havalandırma şirketlerini kurmuşlar.     Erol Kavuşturan şimdi başarılı bir işadamı ama ithal damatlara karşı bazı toplum kesimlerinin tav-rını eleştiriyor ve bu damatların kı-rıklığını yansıtıyor.     Sohbet sırasında, yaşlı bir Türk söze karışıyor ve fikir veriyor:      "Ben olsam bir damatlar der-neği veya kulübü kurardım. Bunla-rın içinde ne okumuşlar; ne bilgili, becerikli adamlar var. Doktorlar, öğretmenler, akıllı insanlar birbirle-rine yardımcı olurlar, destek olur-lar. Yeni gelenlere de yol gösterirler..."  Seçkin Erdem