Büyükelçilikte bir yıldan fazla süredir her ayın ilk cumartesi günü
vatandaşları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerini toplayarak
onları dinle-yen ve bilgilendiren Büyükelçi Erkan Gezer ile ekibi şimdi
de her ayın üçüncü cumartesi günü "gençleri ve genç düşünenleri" bir
araya getiriyor. İddialı bir tavır,
iddialı bir girişim... Çünkü gençleri konuşturmak zor olduğu kadar,
onları dinlemek ve anlamak da belirli bir yetenek ve deneyim
gerektiriyor. Türk Devleti'nin
temsilcilerinin amacı, Batı Avrupa'daki başka hiçbir bölgede
gerçekleştiril-memiş olan bu yöntemle, gençlerle de diyalog kurmak,
onların sorunlarını dinlemek, isteklerini not etmek, görüş alışverişi
yapıp bazı alanlarda birlikte çözümler üretmek... Bu gençlerin
birbirlerini tanımaları, bir araya gelerek dayanışma grupları
oluşturmaları, bilgilenmeleri ve bilgilen-dirmeleri
hedefleniyor. Bu girişim, Türkiye'nin ve
yurtdışındaki Türklerin bir türlü beceremedikleri "lobicilik" alanında
da bir umut ışığı... İlk toplantıda
katılım yoğun oldu, sağlıklı bir diyaloğun adımları atıldı. Eğitim
konuları, ana dili koruma ve Türk dili öğrenme gerekliliği ve bu
konudaki eksiklikler, üniversitelerdeki gençlerin sayısının
artırılması, siyasi partilere katılım, ailenin gençler üzerindeki etki
ve önemi, askerlik konuları tartışıldı. Annelerin ve yeni gelinlerin
eğitimi konuşuldu. Gençler, bir yandan özeleştiri yaptılar, bir yandan
da mevcut sistemdeki eksiklikleri dile getirdiler.
Çeşitli sivil toplum örgütlerinin
temsilcilerinin de hazır bulunduğu toplantıda, katılımcı gençlere yol
gösterebilecek bazı bilgiler verildi. Büyükelçi
Gezer, bu toplantılara düzenli katılım için gençlere çağrı yaparken,
onlara rahat ve açık konuşabilecekleri mesajı verdi. "Bizi
eleştirebilirsiniz, Devlet'i eleştirebilirsiniz, istediğinizi
söyleyebilirsiniz" dedi ve ekledi: "Burada izin vermeyeceğim tek şey,
Atatürk Cumhuriye-ti'nin ilkelerine toz
kondurulmasıdır..." Bu toplantılarda gençlerle
diyaloğun gelişeceği, bunun da sadece onlar açısından değil, Türk resmi
makamlarının bilgi ve deneyim kazanmaları açısından da yararlı olacağı
görülü-yor. Her ayın üçüncü Cumartesi günü, saat 11.00'de,
Büyükelçilik'te gençlere randevu var. Bir
öneri: Gençlerin katıldığı bu toplantıda bir çeşit "dilek ve düşünce
kutusu" oluşturulabilir. Söyle-mek istenip de söyleneme-yenler yazılı
olarak bu kutuya bırakılabilir. Bunlar, bir sonraki toplantıda genel
bir tartışma konusu olabilir veya yanıtlanabilir.
Ve bir eleştiri: İlk
toplantıda ortaya çıkan olumlu ve verimli tabloda tek gölge Türkçe
bilmeyen Türk ve Türk asıllı gençlere kapıların kapatıldığı görüntüsü
oldu. Sanki bir "devekuşu taktiği"... "Biz onları görmezsek,
varlıklarını hissetmeyiz ve tehlikeden uzak kalmış
oluruz..." Oysa onlar varlar. Yeterince veya
hiç Türkçe bilmeyen gençlerin sayısı çok fazla. Bu çok önemli bir sorun
ve çözüm, “görmemek” veya "dışlamak" olamaz. Bu sorunun
kaynağında önce aileler, sonra onlara sağlıklı Türkçe eğitimi
olanakları sunamayan, bu amaçla Belçika makamlarını ikna edemeyen resmi
makamlar ve en son sırada gençlerin kendileri vardır. Pratik
uygulamada, böyle bir toplantıda hem Türkçe, hem Fransızca veya
Hollandaca konuşulmasının zorlukları gözardı edilemese bile, eğer
gerçekten amaç diyalog arayışı ve destek ise, Türkçe bilmeyen gençleri
dışlamayacak bir yöntem belirlenmesi sağlıklı olur. Örneğin,
konuştukları lisanlara göre onlar için zaman zaman özel toplantılar
düzenlenebilir, bu gençler hem yaşam mücadelelerinde, hem Türkçe
öğrenme umutlarında desteklenebilir.
Unutulmaması gereken bir unsur var: Türkçe'yi
iyi bilmeyen veya hiç bilmeyen gençler, Türklere ve Türkiye'ye daha da
farklı ve yoğunduygusal bağlarla bağlılar ve pek de kendilerin-den
kaynaklanmayan bu durum yüzünden acı
çekiyorlar. "Gençleri tanımak ve anlamak
istiyoruz" diyenlere öncelikli mesajımız bu...