[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]

geçmişti. Tarih 13 Mayıs 1919... İşte o gün, İngiliz, Fransız, Ameri-kan ve Yunan savaş gemileri İzmir limanına girdiler. Ertesi gün de, Mondros'ta Rauf Bey'e söz veren İngiliz Deniz Kuvvetleri Akdeniz Donanması Komutanı Amiral Cal-trop, İzmir'deki 17. Kolordu Ko-mutanı Nadir Paşa'ya bir nota ver-di. Bu notada, Mondros Mütareke-si'nin yedinci maddesine dayanıla-rak, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceği bildiriliyordu.     Bu kara haber bir anda bütün kente yayıldı. Ertesi gün düşman İzmir'e girecekti. Büyük bir telaşa düşen resmi makamlar, bu durumda nasıl davranılması gerektiğini İstanbul'a sordular. Harbiye Nazırı, yani Savunma Bakanı, verdiği ya-nıtta, İzmir'in işgalinin Mondros Mütarekesi'ne uygun olduğunu, “başeğilmesi gerektiğini” söylüyordu. Nadir Paşa askerlere, Vali Kambur İzzet de memurlara, “işgalci Yunanlılara karşı gelinmemesini” bildirdiler.UMUTSUZ HALK     İzmir halkı alanlarda öbek öbek birikiyor, kahvelerde toplanıp bu konuyu konuşuyordu. Bu topluluklar arasında genç subaylar da görü-lüyordu. Başsız, silahsız, umutsuz binlerce yurt çocuğu, ne yapacağını bilemez haldeydi. Bu arada halkı direnmeye çağıranlar da görülüyordu.      Evlerde kadınlar ağlıyordu.     14-15 Mayıs gecesi, binlerce İzmirli Maşatlık'ta toplanmıştı. (Ma-şatlık, Yahudi mezarlığı demektir. Şimdi Bahribaba Parkı...) O toplantıda çok coşkulu konuşanlar oldu. Hasan Tahsin de orda konuşanlar arasındaydı. Konuşulanlardan son-ra bir “Reddi İlhak” bildirisi yayınlandı. Bu bildiriyi yazıp düzenleyenler arasında da elbette Hasan Tah-sin vardı.EN KARA GÜN     15 Mayıs sabahı, İzmirliler ta-rihlerinin en kara gününe gözlerini açmışlardı. O sabah hava yağmur-lu, pusluydu. Saat dokuzda, Patris adlı bir Yunan taşıt gemisi Kordon'-daki Klonarid gazinosu karşısındaki rıhtıma yanaştı. Her yer halılarla döşenmiş, yollar Yunan bayrakla-rıyla donatılmıştı.     Yunan askerler rıhtıma çıkmaya başladılar. Yerli Rumlar, özellikle Rum kızları, Yunan askerlerini coş-kulu sevinç çığlıklarıyla, alkışlarla karşılıyorlardı. Rum kadınların elleri kolları çiçeklerle doluydu. Bu se-vinçli karşılayıcı kalabalığın arasında görülen Rum Metropolidi Hris-tomos, şimdiki Pasaport İskelesi'n-de durmuş, karaya çıkan Yunan as-kerlerini kutsuyordu.     Karaya ilk çıkan Yunan birliği, Albay Saphiropolis komutasındaki bir tümendi. Önce bir alay, rıhtıma çıkıp düzene girdi. İlk tabur, öncü olarak Kokaryalı yönüne yürüyüşe geçti. En önde, kır atına binmiş olan alay komutanı Yarbay İstavri-yanopulos ilerliyordu. Yarbayın önünde iri yarı bir asker Yunan bayrağı taşıyordu. Arkadan zafer marşları çalan bando ilerliyor, onla-rı da tabur takip ediyordu.    Yerli Rumlar, sevinç taşkınlığı içinde havaya tabancalarıyla ateş ediyorlardı. Rum kızları, bayraktara çiçekler yağdırıyorlardı. Kadın er-kek, genç yaşlı rumlar sürekli hay-kırıyorlardı:-Zito Venizelos!      Venizelos, Yunanistan'ın başba-kanıydı. -Yaşasın Venizelos!
     Yunan askerleri hiçbir dirençle karşılaşmadan ilerliyorlardı. Oysa daha bir gece önce, Maşatlık'taki toplantıda ne coşkulu konuşmalar olmuştu. Düşmana direnilecekti...
İLK KURŞUN     Hasan Tahsin, askeri otelin karşısındaki çınarın dibinde bekli-yor, ilerleyen Yunan askerlerine bakıyordu.     İzmir'in ortodoks kilisesinin çanları çalıyordu. Zafer marşları ça-lan Yunan bandosu yaklaşıyordu. İzmir limanındaki düşman gemileri durmadan düdüklerini öttürüyorlar-dı. Rumlar sevinç içinde haykırıyorlardı.     Çınarın dibinde duran Hasan Tahsin sol yanını ağaca dayadı. Ta-bancasının kabzasını sinirli parmaklarıyla sıktı, sonra cebindeki bombayı yokladı.     Yunan alayının başı Kokaryalı tramvay durağı yakınlarına gelmişti ki...     Hasan Tahsin birden fırladı, kala-balığı yarıp öne geçti. Şimdi Yunan bay-raktarıyla kar-şı karşıyaydı. Tabancasını ona doğrulttu ve ateşledi. Yunan bayraktar alnından kurşunlanmıştı. Konak'taki saat kulesinin saati 11'i gösteriyordu.     Bayraktar kısa ve boğuk bir çığlıkla yere düştü. Elindeki bayrak, altında kalmıştı.     Kendilerine karşı konulacağını, bir dirençle karşılaşacaklarını hiç bekleme-yen Yunan askerleri, tabanca sesi ve bayraktarın düşmesiyle şaşkınlık yaşadılar. Geri dönüp bir kaçışmaya giriştiler. Başlarındaki yarbay İstavriyanopulos da kaçıyordu. Karşılayıcı Rumlar, hiç beklemedikleri bu olay karşısında paniğe kapılmışlardı. Bazıları gümrük binasına kaçtı. Kaçışan Yu-nan askerlerinin altında ezilmemek için denize atlayanlar bile vardı. Rumlar sokak içlerine ve evlerine kaçmışlardı bile...“KURŞUNUM TÜKENDİ”     Bu panikten yararlanan Hasan Tahsin de yan sokaklardan birine saptı. Gerekirse, tabancasında ka-lan kurşunlarla, daha sonra da bombasını atarak, kendini savuna-rak çekilecek, bağlara bahçelere dalacak, sonra yurt içine sığınacak, oralarda kuracağı örgütlerle düşma-na karşı direnecekti.    Yunanlılarda ilk kurşunun yarattığı şaşkınlık çok sürmedi. Ateş edenin bir kişi olduğunu anlayınca toparlanıp karşı saldırıya geçtiler. Hasan Tahsin ikiyüz metre kadar gerilemişti ki, ilk toparlanan bayrak mangası onu izlemeye başladı. Hem ateş ediyor, hem çekiliyordu. Tabancasında mermi kalmayınca, belinden çıkardığı bombasını ateşleyip fırlattı. Bomba Yunan askerlerin ortasında patladı. Artık kaçmalıydı. Ama tam o sırada, başka bir Yunan mangası, sokağa başka bir yandan girdi. Ha-san Tahsin sonuna kadar mücadele et-mişti. Bir evin penceresinden ağlayarak kendisine bakan yaşlı bir Türk anasına dedi ki:- Nine, işte sen gördün ya... Yarın Tanrı katında tanığım ol, kurşunum tükendi de ondan geriliyorum...ÖLÜSÜ YERDE KALDI     Bunlar, Hasan Tahsin'-in son sözleri oldu.         Arkasından izleyen Yu-nan mangası onu yaylım ateşine tuttu. Kurşun yağmuru altında bir an ayakta kalabildi, sonra yere yığılıp hareketsiz kaldı. Tabancası hâlâ elin-deydi.     Yaklaşan Yunan askerleri, herhalde korkularını yenememiş oldukları için, Hasan Tahsin'in ölüsüne birkaç kez daha ateş ettiler. Hınçla-rını alamadılar, ölüyü üst üste sün-gülediler.      Otuzbir yaşındaki siyah giysili yiğit Hasan Tahsin, “namus uğrunda”  işgalci düşmana ilk kurşunu attıktan sonra işte böyle şehit edildi.     Hasan Tahsin'i şehit edildiği yerden kimse kaldırmıyordu. Ölüsü orada üç gün kaldı. Amerikan as-kerleri İzmir sokaklarında devriye gezerken yerdeki siyah giysili cesedi gördüler. Kim olduğunu anlamak için üstünü aradılar. Cebinden Ha-san Tahsin kimliği çıktı. Götürüp bir yere gömdüler. Hasan Tahsin'in mezarının yeri bile bilinmedi.İLK KIVILCIMİşte sevgili okurlar, Hasan Tahsin'in “namus uğruna” attığı bu ilk kur-şun, bütün yurtta başlayacak olan düşmana direncin ilk kıvılcımı oldu. O kıvılcım, gönüllerde Kurtuluş Sa-vaşı hırsını ve istemini tutuşturdu.     Hasan Tahsin'in şehit edilme-sinden dört gün sonra, 19 Mayıs 1919'da, Samsun'da farklı bir gü-neş doğuyordu. Mustafa Kemal isimli o güneş, İzmir’i 9 Eylül 1922’ye taşıdı ve bu tarihte, düşman denize döküldü, kent kurtarıl-dı.     İşte, sekseninci yılını kutladığı-mız Türkiye Cumhuriyeti, tüm bu kıvılcımların, ışıkların, yiğitlerin ve çok büyük bir mücadelenin eseridir. Kıymetini bilmek, gençlere, çocuklara yakın tarihimizi iyi öğretmek durumundayız. Bu Cumhuriyet ön-ce gençliğe, sonra hepimize ema-nettir. Kutsal emanete ihanet edenleri, Cumhuriyet’in temel ilkelerine göz dikenleri görmezden gelmek de, gaflet ve dalalet olur.