geçmişti.
Tarih 13 Mayıs 1919... İşte o gün, İngiliz, Fransız, Ameri-kan ve Yunan
savaş gemileri İzmir limanına girdiler. Ertesi gün de, Mondros'ta Rauf
Bey'e söz veren İngiliz Deniz Kuvvetleri Akdeniz Donanması Komutanı
Amiral Cal-trop, İzmir'deki 17. Kolordu Ko-mutanı Nadir Paşa'ya bir
nota ver-di. Bu notada, Mondros Mütareke-si'nin yedinci maddesine
dayanıla-rak, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceği
bildiriliyordu. Bu kara haber bir anda bütün
kente yayıldı. Ertesi gün düşman İzmir'e girecekti. Büyük bir telaşa
düşen resmi makamlar, bu durumda nasıl davranılması gerektiğini
İstanbul'a sordular. Harbiye Nazırı, yani Savunma Bakanı, verdiği
ya-nıtta, İzmir'in işgalinin Mondros Mütarekesi'ne uygun olduğunu,
“başeğilmesi gerektiğini” söylüyordu. Nadir Paşa askerlere, Vali Kambur
İzzet de memurlara, “işgalci Yunanlılara karşı gelinmemesini”
bildirdiler.UMUTSUZ HALK İzmir halkı alanlarda
öbek öbek birikiyor, kahvelerde toplanıp bu konuyu konuşuyordu. Bu
topluluklar arasında genç subaylar da görü-lüyordu. Başsız, silahsız,
umutsuz binlerce yurt çocuğu, ne yapacağını bilemez haldeydi. Bu arada
halkı direnmeye çağıranlar da görülüyordu.
Evlerde kadınlar ağlıyordu. 14-15 Mayıs gecesi,
binlerce İzmirli Maşatlık'ta toplanmıştı. (Ma-şatlık, Yahudi mezarlığı
demektir. Şimdi Bahribaba Parkı...) O toplantıda çok coşkulu konuşanlar
oldu. Hasan Tahsin de orda konuşanlar arasındaydı. Konuşulanlardan
son-ra bir “Reddi İlhak” bildirisi yayınlandı. Bu bildiriyi yazıp
düzenleyenler arasında da elbette Hasan Tah-sin vardı.EN KARA
GÜN 15 Mayıs sabahı, İzmirliler ta-rihlerinin
en kara gününe gözlerini açmışlardı. O sabah hava yağmur-lu, pusluydu.
Saat dokuzda, Patris adlı bir Yunan taşıt gemisi Kordon'-daki Klonarid
gazinosu karşısındaki rıhtıma yanaştı. Her yer halılarla döşenmiş,
yollar Yunan bayrakla-rıyla donatılmıştı. Yunan
askerler rıhtıma çıkmaya başladılar. Yerli Rumlar, özellikle Rum
kızları, Yunan askerlerini coş-kulu sevinç çığlıklarıyla, alkışlarla
karşılıyorlardı. Rum kadınların elleri kolları çiçeklerle doluydu. Bu
se-vinçli karşılayıcı kalabalığın arasında görülen Rum Metropolidi
Hris-tomos, şimdiki Pasaport İskelesi'n-de durmuş, karaya çıkan Yunan
as-kerlerini kutsuyordu. Karaya ilk çıkan Yunan
birliği, Albay Saphiropolis komutasındaki bir tümendi. Önce bir alay,
rıhtıma çıkıp düzene girdi. İlk tabur, öncü olarak Kokaryalı yönüne
yürüyüşe geçti. En önde, kır atına binmiş olan alay komutanı Yarbay
İstavri-yanopulos ilerliyordu. Yarbayın önünde iri yarı bir asker Yunan
bayrağı taşıyordu. Arkadan zafer marşları çalan bando ilerliyor,
onla-rı da tabur takip ediyordu. Yerli Rumlar, sevinç
taşkınlığı içinde havaya tabancalarıyla ateş ediyorlardı. Rum kızları,
bayraktara çiçekler yağdırıyorlardı. Kadın er-kek, genç yaşlı rumlar
sürekli hay-kırıyorlardı:-Zito Venizelos!
Venizelos, Yunanistan'ın başba-kanıydı. -Yaşasın Venizelos!
Yunan askerleri hiçbir dirençle karşılaşmadan
ilerliyorlardı. Oysa daha bir gece önce, Maşatlık'taki toplantıda ne
coşkulu konuşmalar olmuştu. Düşmana direnilecekti...
İLK KURŞUN Hasan Tahsin, askeri otelin
karşısındaki çınarın dibinde bekli-yor, ilerleyen Yunan askerlerine
bakıyordu. İzmir'in ortodoks kilisesinin
çanları çalıyordu. Zafer marşları ça-lan Yunan bandosu yaklaşıyordu.
İzmir limanındaki düşman gemileri durmadan düdüklerini öttürüyorlar-dı.
Rumlar sevinç içinde haykırıyorlardı. Çınarın
dibinde duran Hasan Tahsin sol yanını ağaca dayadı. Ta-bancasının
kabzasını sinirli parmaklarıyla sıktı, sonra cebindeki bombayı
yokladı. Yunan alayının başı Kokaryalı tramvay
durağı yakınlarına gelmişti ki... Hasan Tahsin
birden fırladı, kala-balığı yarıp öne geçti. Şimdi Yunan bay-raktarıyla
kar-şı karşıyaydı. Tabancasını ona doğrulttu ve ateşledi. Yunan
bayraktar alnından kurşunlanmıştı. Konak'taki saat kulesinin saati 11'i
gösteriyordu. Bayraktar kısa ve boğuk bir
çığlıkla yere düştü. Elindeki bayrak, altında
kalmıştı. Kendilerine karşı konulacağını, bir
dirençle karşılaşacaklarını hiç bekleme-yen Yunan askerleri, tabanca
sesi ve bayraktarın düşmesiyle şaşkınlık yaşadılar. Geri dönüp bir
kaçışmaya giriştiler. Başlarındaki yarbay İstavriyanopulos da
kaçıyordu. Karşılayıcı Rumlar, hiç beklemedikleri bu olay karşısında
paniğe kapılmışlardı. Bazıları gümrük binasına kaçtı. Kaçışan Yu-nan
askerlerinin altında ezilmemek için denize atlayanlar bile vardı.
Rumlar sokak içlerine ve evlerine kaçmışlardı bile...“KURŞUNUM
TÜKENDİ” Bu panikten yararlanan Hasan Tahsin de
yan sokaklardan birine saptı. Gerekirse, tabancasında ka-lan
kurşunlarla, daha sonra da bombasını atarak, kendini savuna-rak
çekilecek, bağlara bahçelere dalacak, sonra yurt içine sığınacak,
oralarda kuracağı örgütlerle düşma-na karşı
direnecekti. Yunanlılarda ilk kurşunun yarattığı
şaşkınlık çok sürmedi. Ateş edenin bir kişi olduğunu anlayınca
toparlanıp karşı saldırıya geçtiler. Hasan Tahsin ikiyüz metre kadar
gerilemişti ki, ilk toparlanan bayrak mangası onu izlemeye başladı. Hem
ateş ediyor, hem çekiliyordu. Tabancasında mermi kalmayınca, belinden
çıkardığı bombasını ateşleyip fırlattı. Bomba Yunan askerlerin
ortasında patladı. Artık kaçmalıydı. Ama tam o sırada, başka bir Yunan
mangası, sokağa başka bir yandan girdi. Ha-san Tahsin sonuna kadar
mücadele et-mişti. Bir evin penceresinden ağlayarak kendisine bakan
yaşlı bir Türk anasına dedi ki:- Nine, işte sen gördün ya... Yarın
Tanrı katında tanığım ol, kurşunum tükendi de ondan geriliyorum...ÖLÜSÜ
YERDE KALDI Bunlar, Hasan Tahsin'-in son
sözleri oldu. Arkasından
izleyen Yu-nan mangası onu yaylım ateşine tuttu. Kurşun yağmuru altında
bir an ayakta kalabildi, sonra yere yığılıp hareketsiz kaldı. Tabancası
hâlâ elin-deydi. Yaklaşan Yunan askerleri,
herhalde korkularını yenememiş oldukları için, Hasan Tahsin'in ölüsüne
birkaç kez daha ateş ettiler. Hınçla-rını alamadılar, ölüyü üst üste
sün-gülediler. Otuzbir yaşındaki siyah giysili
yiğit Hasan Tahsin, “namus uğrunda” işgalci düşmana ilk kurşunu
attıktan sonra işte böyle şehit edildi. Hasan
Tahsin'i şehit edildiği yerden kimse kaldırmıyordu. Ölüsü orada üç gün
kaldı. Amerikan as-kerleri İzmir sokaklarında devriye gezerken yerdeki
siyah giysili cesedi gördüler. Kim olduğunu anlamak için üstünü
aradılar. Cebinden Ha-san Tahsin kimliği çıktı. Götürüp bir yere
gömdüler. Hasan Tahsin'in mezarının yeri bile bilinmedi.İLK
KIVILCIMİşte sevgili okurlar, Hasan Tahsin'in “namus uğruna” attığı bu
ilk kur-şun, bütün yurtta başlayacak olan düşmana direncin ilk
kıvılcımı oldu. O kıvılcım, gönüllerde Kurtuluş Sa-vaşı hırsını ve
istemini tutuşturdu. Hasan Tahsin'in şehit
edilme-sinden dört gün sonra, 19 Mayıs 1919'da, Samsun'da farklı bir
gü-neş doğuyordu. Mustafa Kemal isimli o güneş, İzmir’i 9 Eylül 1922’ye
taşıdı ve bu tarihte, düşman denize döküldü, kent
kurtarıl-dı. İşte, sekseninci yılını
kutladığı-mız Türkiye Cumhuriyeti, tüm bu kıvılcımların, ışıkların,
yiğitlerin ve çok büyük bir mücadelenin eseridir. Kıymetini bilmek,
gençlere, çocuklara yakın tarihimizi iyi öğretmek durumundayız. Bu
Cumhuriyet ön-ce gençliğe, sonra hepimize ema-nettir. Kutsal emanete
ihanet edenleri, Cumhuriyet’in temel ilkelerine göz dikenleri görmezden
gelmek de, gaflet ve dalalet olur.