Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 80. yılını kutluyoruz. Bu
Cumhuriyet, Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda kuruldu. Osmanlı teslim
bayrağını çoktan çekmiş ve halktan, işgalcilere tepki gösterilmeme-sini
istemişken, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ilk kıvılcımının nerde, ne zaman
çakıldığını; bu savaşı başlatan ilk kurşunu kimin attığını biliyor
musunuz?
ŞEHİT GAZETECİ İzmir'in Konak meydanında
do-laşanlar oradaki bir anıtı görmüşler-dir. Anıt üzerinde şunlar
yazar: "İzmir'in işgale uğradığı 15 Ma-yıs 1919
günü sabahı, Türklük haysiyet ve bağımsızlığı uğruna kanlarını döken
kahraman şehitle-rin aziz hatırasına..." O gün
şehit edilen on kahramanın isimlerinin en başında "Ga-zeteci Hasan
Tahsin Bey" vardır.
İZMİR YUNANLILARA... Birinci Dünya Savaşı sona
er-mişti. Osmanlı, savaş ortaklarıyla birlikte yenilmişti. Orduları
bütün cephelerde geriliyordu. İngilizlerden silahların bırakılması
istendi ve bir Türk heyeti Mondros'a gitti. Yenil-miş Osmanlı
İmparatorluğu'nun Bahriye Nazırı, yani Deniz Savun-ma Bakanı Rauf Bey,
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzaladı. Yirmibeş maddelik bu
an-laşmanın yedinci maddesi şöyleydi: "İtilaf
devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çı-karsa,
herhangi bir stratejik noktayı işgal etmek hakkına sahip
olacaklar." Anlaşmanın en ağır maddesiydi
bu... Rauf Bey, anlaşmaya ilişkin gö-rüşmeler
sırasında İngiliz amirali Caltrop'tan, Yunanlıların Türk top-raklarına
çıkarılmayacaklarına dair kesin söz almıştı. İngiliz amirali bu sözünü
üç kez tekrarlamıştı. Hal böyleyken, Yunanlıların Averof adlı zırhlısı
İstanbul limanında, Dolma-bahçe önünde demirlemişti. İzmir'-in de
Yunanlılara verileceği söylentileri çıkmıştı.OSMAN
NEVRES Bu dönemde, gerçek adı
Os-man Nevres olan Hasan Tahsin İzmir'de gazetecilik yapıyor. Daha
önce, Balkan halklarını Türklere karşı kışkırtan iki İngiliz’i
Roman-ya’da öldürmek görevini üstlenmiş, bu kişilerden birini yaralamış
ve yakalanmış, Bükreş’te iki yıl hapis yatmış, Romanya’nın işgal
edilmesi üzerine hücreden kurtulmuştur. İsim değişikliği de, bu
gizli görev-den kaynaklanmıştır. Tanıyanlar
şöyle anlatıyorlar: "Hafifçe kırlaşmış saçlı,
uzun boylu, yakışıklı... Hep koyu renk giyinirdi. Bastonlu gezerdi. Bir
kez olsun onu başında fesle İzmir so-kaklarında dolaşırken gören
olma-mıştır. Başı açık gezerdi. Aşırı atak bir gençti... Merhametliydi.
Bir kişi aç desinler, ona koşardı. Bir kişi açık desinler, ceketini
verirdi. İçki kullanmazdı, ara sıra elinde pipoyla görülürdü. İnsanın,
insanlığın dostuydu..."
Hasan Tahsin, "Hukuk-u Be-şer" adlı bir
gazetenin kurucusu ve başyazarıydı. Hukuk-u Beşer, insan hakları
demektir. Bu gazetenin ilk sayısı 10 Kasım 1918 günü çıkmış-tı.
Hasan Tahsin, Hukuk-u Beşer'-de, bugün bile
değerini ve anlamını yitirmemiş çok önemli başyazılar yazıyordu. Bu
yazılarında "alnının teriyle ekmeğini kazanan, askere giden, vergisini
ödeyenleri" savunu-yor, onlara seçim hakkı verilmeme-sini eleştiriyor,
zengin sınıfın askerlikten kaçmasını, okulların fakirlere kapalı
olmasını, eğitimsizliğin getir-diği kötülükleri eleştiriyordu. O
dö-nemde İzmir'de sıkıyönetim vardı ve Hasan Tahsin'in yazıları çok
sert bulunuyor, gazetesi sık sık kapatılı-yordu. O da, her seferinde
gazete-nin adını değiştirip yeniden baskıya giriyordu.“NAMUS
UĞRUNDA” İşte o sıralarda, silahların
bıra-kılmasından sonra, Yunan ordu birliklerinin İzmir'e çıkacağı
yolunda söylentiler yayıldı. Bu söylentiler üzerine coşku ve
duygusallığa kapı-lan Hasan Tahsin, “Namus Uğrun-da” başlıklı bir yazı
yazdı ve şunları söyledi: "Korkmuyoruz,
gelsinler. Hatta masum Türk'e kastı olan bütün dünya gelsin.
Süngüleriyle, zaten kanayan kalbimizi deşsinler. Topla-rıyla
evlerimizi, kuvvetlerimizi yıksınlar. Ama unutmasınlar ki Türk ölmedi,
yaşıyor. Ve burayı Yunan'a vermeyecektir. Hatta silahlarımız olmasa
bile, direnen ruhumuzla, coşkun kanlarımızla, sökülmeyen dişlerimizle
bile bu ülkeyi savunaca-ğız. Namusumuzu, gururumuzu, ailelerimizi,
yavrularımızı, kadınları-mızın namuslarını koruyacak, kurtaracağız...
Hayır, hayır, üzülmeyelim. Biz ölmedik, yaşıyoruz. Bu memlekete göz
diken kuvvetleri ya-kacak, eritecek ateşimiz, hem de pek bol..."
KURULTAY Bu arada, İzmir'in Yunanlılara
verileceği söylentileri üzerine "İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye
Ce-miyeti" kuruldu. Cemiyet, 17-19 Mart 1919 günlerinde, Elhamra
sinemasında bir kurultay topladı. Bu kurultay, Anadolu'da toplanan
kurultayların ilki oldu. Ege'nin bir-çok il ve ilçesinden gelen
belediye başkanları, müftüler, halk temsilcileri bu kurultaya katıldı.
Kurultay'-da, düşman İzmir’i işgal ederse, di-renilmesi için karar
alındı. O zaman İzmir Valisi, Kambur İzzet diye
tanınan İzzet Bey'di. Vali Kambur İzzet, İstanbul hükümetine bağlıydı,
sadıktı. Anadolu'nun işgali pek umurunda değildi. Kurultayda düşmana
direnme ve yurt çıkarları-nı koruma kararı alınınca, bu kurultaya
katılanları “İttihatçılık” ve “Bolşeviklik”le suçlayarak İstanbul'a
bilgi verdi. İŞGAL BAŞLIYOR Hasan Tahsin'in, 14
Şubat 1919 günü gazetesinde yayınladığı “Namus Uğrunda” başlıklı
başyazı-sından sonra üç ay kadar zaman