[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]

   Ankara'da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam'a giderken Kazan köyünde durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı konukları görünce hep koşuştular. Kimi su seyirtti, kimi ayran. Bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata'ya uzattı:- Bir soğuk ayran içer misiniz ?
     Bu çorak iklimin kavurduğu bronz-laşmış yüzünde Türk kadınının en bariz ifadelerini taşıyan bir Türk anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. Atatürk, ayranı içtikten sonra sordu:- Senin kocan kim?      Köylü kadın, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk anası, kendine özgü şivesiyle kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi. Ata bir soru daha sordu: - Ne zaman doğdun?- 1919'da, Atatürk Samsun'a çıktığı zaman doğdum.
     Ata, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi. Halbuki karşısındaki kadın 45 yaşlarında görünüyordu. Tekrar sordu:
- Nasıl olur?     Satı Kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleke-tin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek yanıtladı: - Evet Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!     Tam 6 çocuklu bu Anadolu kadını, 1890 doğumluydu. Kazan köyünün muhtarıydı. Türkiye'deki ilk muhtar kadındı.- Babam Kara Mehmet'lerden. Kazan'ın muhtarlık mühürü bana ondan miras kaldı. Sizi görmek fırsatını bize bahşettiğiniz için bahtiyarlık duyuyoruz Paşam. - Peki kadınların da erkekler gibi çalışıp çeşitli mevkilere yükselmesi konusunda ne düşünüyorsun?- Şüphesiz doğrudur. Ve kadınlarımız Cumhuriyet'in mefkuresi altında bunu başarmak azmine sahiptir. Biz kadınlar hedefe yürüyecek ve Cumhuriyet meşa-lesini her alanda taşıyacağız Paşam."    Mustafa Kemal bu yanıttan son derece memnun olmustu. Bu konuşma onu bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi. Daha sonra Satı Kadın Büyük Millet Meclisi'ne giren ilk kadın millet-vekili oldu.     Satı Kadın niçin milletvekili seçildiğini bilmiyordu. Ama Mustafa Kemal onu neden seçtiğini bilecekti. Çünkü kurdu-ğu Cumhuriyet'in temelinde bu ülkenin kadınlarının da olduğunu biliyordu. Seçmek ve seçilmek onların da haklarıydı. 1923'te, İzmir'de yaptığı bir konuşmasında diyordu ki: "Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir."    Satı Kadın, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının 5 Aralık 1934'te Anayasa’da yer almasının ardından yapılan ilk genel seçimlerde  5. Dönem (1935-1939) Ankara Milletvekili olarak Meclis'te görev yaptı. 1956 yılında ölen Satı Kadın'ın mezarı Kazan'da kendi adını taşıyan Satı Kadın Mahallesi'nde bulunuyor.     1935'te, 13 kadın vekil Meclis'e girmişti. Satı Kadın'la birlikte milletvekili seçilen ve Meclis'e giren diğer kadınlarımız şunlardı:
    Mebrure Gönenç (Afyon), Sekibe İnsel (Bursa), Huriye Öniz (Diyarbakır), Dr. Fatma Memik (Edirne), Nakiye Elgün (Erzurum), Fakiye Öymen (İstanbul), Ferruh Gürgüp (Kayseri), Bediz Morova (Konya), Mihre Bektaş (Malatya), Meliha Ulaş (Samsun), Esma Naymen (Seyhan), Sabiha Görkay (Sivas), Seniha Hizar (Trabzon).       Belçika hapishane-lerinde sorunlar azalmı-yor, artıyor. Geçen ay, Liege bölgesindeki An-denne hapishanesinde, bir hafta içinde, önce dinamit bulundu, sonra bir Belçikalı mahkum hücresinde yanarak öl-dü, bundan bir gün son-ra da bir Türk mahkum hücresinde intihar ede-rek hayatına son verdi.      Savcılık, bu hapishanede 400 gram TNT (trinitrotoluen-dinamit) ile bir ateşleme cihazı ve fitil bulunduğunu açıkla-dığında, bazı mahkumların firar hazırlığında olduklarının düşünüldüğünü bildiriyordu. Dinamit paketinin, hapishane duvarının dışından içeriye atıldığı tahmin ediliyordu.
     Hapishane yönetimi, bu olay üzerine, aile ziyaretlerini askıya aldı ve güvenlik önlemlerini artırdı. Gerginlik başladı.     Gardiyanlar, iş koşullarının ve personel sayısının yeter-sizliğinden şikayetle grev hareketine girdiler. Bu durumda mahkumların koşulları da iyice kötüleşti. Ziyaretçilerle görü-şemedikleri gibi, sakinleştirici ilaçları alamıyor, çalışamıyor, havalandırmaya çıkamıyorlardı.     Mahkumlar hücrelerinde eylemler başlattılar. Yataklarını ateşe veriyor, eşyaları kırıyorlardı.     Ve bir Belçikalı mahkum, hücresinde yanarak öldü. Res-mi açıklamada, bir “kaza”dan söz ediliyordu.      Bu olaydan bir gün sonra, 25 yaşındaki bir Türk mah-kum, hücresinde kendini kemeriyle asarak intihar etti.     Belçika'nın en sorunlu hapishanelerinden biri olan An-denne'de, son aylarda, aralarında iki Türk'ün de bulunduğu çok sayıda mahkum ölümü oldu ve çeşitli soruşturmalar açıldı.       Belçika, hapishanelerde yaşanan sorunlar nedeniyle eleştirilere hedef oluyor ve Adalet Bakanı Laurette Onkelinx, son seçimlerin ardından bu göreve atandığından beri işin içinden çıkmakta zorlanıyor. BM, Belçika'daki hapishane koşullarını, polisi ve yabancılara yönelik muameleyi konu alan bir raporunda bu ülkeyi ağır bir dille eleştirip uyararak işkenceye son veril-mesini istemişti. Avrupa Kon-seyi'nin İşkenceyi Önleme Ko-mitesi (CPT) de, Belçika polisine ve hapishanelerine yönelik ağır eleştiriler içeren raporunu, geçen yıl sonunda Brüksel hü-kümetine iletmişti.     Belçika Ulusal İstatistik Ens-titüsü (INS) verilerine göre Bel-çika'daki 7 bin 820 yatak ka-pasiteli toplam 34 hapishane-de 9 bin 500 kadar tutuklu ve mahkum bulunuyor. Her yıl 300 kadar intihar girişimi kay-dedilen ve en az 30 tutuklunun bu nedenle öldüğü hapishane-lerde çok sayıda “kaza” ve “şüpheli ölüm” de yaşanıyor.