[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]

AB'nin himayesinde hisseden Rum kesiminin Lahey görüşmelerini kilitlemesinin ardından, Türk tarafının uzlaşmaz taraf ilan edilmesi zihinlerde soru işaretleri bıraktı. 
RUMLAR DA PLANA KARŞI
     Gerçekte, Annan Planı'nı adadaki Rum ke-simi de istemiyordu. 2002 sonunda yapılan ka-muoyu yoklamalarında Rumların yüzde 52'si "hayır” derken, sadece yüzde 18'i bu planı onaylıyordu. Nitekim, Rum kesiminde yapılan seçimleri, Annan planına açıkça karşı çıkan Papadopoulos kazandı. Eski EOKA'cılardan, Türk düşmanlığı ile tanınan ve plana kesinlikle karşı çıkan bir liderin seçimlerden galip çıkması, Rum halkının ne derece çözüm taraftarı olduğunu da açıkça gösteriyordu.DENKTAŞ’TAN ÖNERİLER     Tüm bunlara rağmen, çözümün iki devletin tanınmasından geçeceğini; ambargolar kaldırı-lıp, iki devlet ve halkları arasında ilişkilerin geliş-mesi, güven ortamının sağlanmasının ardından birleşmenin sözkonusu olabileceğini düşünen Denktaş, 2 Nisan 2003 tarihinde, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a bir mektup göndererek, Kıbrıs Türk tarafının bir dizi öneri-sini bildirdi. Papadopulos, bu öneri paketini dü-şünmeden reddetti.     Denktaş, Papadopulos'a "Kıbrıs konusunun sosyo-psikolojik boyutunu ve özellikle iki taraf arasında var olan derin güven bunalımının uzun zamandır göz ardı edildiğini" ve "bu değerlendir-meye dayalı olarak, iki taraf arasında çalışma ilişkisi kurulmasını sağlayacak diyalog ve danışma süreci başlatacağına inandığı bir öneri pa-keti" sunmuştu.      Denktaş'ın önerdiği ve Papadopulos'un dü-şünmeden geri çevirdiği  öneri paketinde şunlar vardı:      1- İlk adım olarak, Demokrasi caddesinin güneyindeki kapalı Maraş bölgesi, BM ara bölgesine kadar olan bölümü de kapsayacak şekil-de, yeniden iskana açılmak üzere Kıbrıs Rum tarafının kontrolüne verilecek.
     2- Buna paralel olarak, Kıbrıs'ın her iki ta-rafına yönelik ve buralardan gerçekleşecek dış ticaret, ulaşım, seyahat, kültürel ve sportif akti-vitelere uygulanan tüm kısıtlamalar kaldırılacak.      3- İki taraf arasındaki geçişler, askeri prose-düre bağlı olarak kolaylaştırılacak. Turistlerin geçişleriyle ilgili kısıtlamalar da kaldırılacak.      4- İki taraf arasında ticari ilişkilerin normal-leştirilmesi için adımlar atılacak. Her iki taraftaki kurumlar, ortak projeler oluşturmak ve geliştir-mek için işbirliği yapmaya teşvik edilecek.      5- Kıbrıs Türk tarafı, Temmuz 2000 tarihinden bu yana BM Barış Gücü’nün dolaşımıyla il-gili olarak uyguladığı tedbirleri kaldıracak.      6- İki taraf arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi amacıyla bir uzlaşı ko-mitesi oluşturulacak. Bu komite, ikili temaslar ve projelerin geliştirilmesi için tavsiyelerde bulunacak.      Bunların kabulü ve uygulanmaya konması-nın, tarafların tavırlarına halel getirmeyeceği gi-bi, nihai bir anlaşmanın yerini de almayacağını özellikle belirten Denktaş, öneri paketinin uygulanmasına ilişkin olarak BM ve AB'nin katkıları-nı sağlayabileceklerini düşündüğünü kaydetti.  SINIRLAR AÇILDI     KKTC Bakanlar Kurulu'nun 21 Nisan 2003 tarihinde almış olduğu kararla 23 Nisan tarihinden itibaren sınır kapılarının açılarak, Türk ve Rum tarafına karşılıklı geçişlerin serbest bırakılmasıyla, Denktaş'ın son açılımlarının ne kadar öngörülü bir yaklaşım içerisinde yapılmış olduğu bir kez daha kanıtlandı. Zaman içerisinde karşı-lıklı ilişkilerin gelişmesiyle, iki toplum arasında güven ve işbirliği ortamının yaratılması sağlanmış olacak ve barışçı çözüm çabaları Kıbrıs'ın kendi iç dinamiklerinden çıkacak gibi gözükü-yor. Nitekim, ABD, AB ve pek çok uluslararası kuruluş temsilcileri de, geçişlerin serbest bırakılmasını memnuniyetle karşıladıklarını, sorunun çözümü için doğru yönde atılmış bir adım ola-rak değerlendirdiklerini açıkladılar.       Bu arada not etmek gerekiyor ki, Kıbrıs'ta serbest dolaşımın başlaması sonrasında Kıbrıslı Türklerin akın akın Rum tarafına geçeceğini zanneden ancak binlerce Rum'un kuzeye geç-mesi ve alışveriş çılgınlığında bulunmasıyla beklemediği bir sonuçla karşılaşan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB üyeliği sonrasında seyahat ve ticaret özgürlüğünü engelleyemeyeceğini dü-şünerek, 30 Nisan 2003 tarihinde Kıbrıs Türk-lerine yönelik bir önlem paketini Meclis'te kabul etti ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a mek-tup göndererek, "Annan planı temelinde özlü müzakerelere hazır olduğunu" bildirdi. Bu da bir "taktik" uygulamasıydı çünkü Papadopulos "An-nan planını müzakereye açık olduğunu" açıklar-ken, partisi DIKO "Annan planı temelinde gö-rüşme yapılmasına karşı olduğunu" belirtiyordu.AB’YE SORUN İTHALİ     Uluslararası toplumun, Kıbrıs Türk halkının 40 yıldır devam eden eşitlik ve özgürlük müca-delesini göz önünde bulundurması, Kıbrıs Türk-lerinin güvenli bir geleceğe kavuşturulmasının sağlanmasını desteklemesi, adada barış ve huzuru hakim kılmak yönünde başlatılmış olan giri-şimleri iyi değerlendirmesi gerekiyor. Kıbrıs so-rununda taraf olan ülkelerle AB ve BM gibi ku-ruluşların, uluslararası anlaşmaların getirdiği so-rumluluğun bilincinde olarak, gelecekte AB üye-si olmaya aday Türkiye'nin Kıbrıs'ta barışçı bir çözümü sağla     Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüme, tarihsel gerçekler gözardı edilerek ulaşılması mümkün değil. Hem Türk, hem Rum halklarının, başta güvenlik olmak üzere endişelerinin giderilmesi, eşitlik sağlanması gereki-yor. Bunlar yapılmadığı sürece, atılan adımlar sorunun büyümesinden başka bir işe yaramayacak gibi gözüküyor.      NATO'nun geçen yıl yapılan Prag Zirvesi'nde, basın toplantısında, Ana-dolu Ajansı'nın bir soru-sunu yanıtlayan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Kıbrıs Rum kesi-minin AB'ye katılımı ko-nusunda, "AB'ye sorun ithal etmek istemiyoruz" diyor ve bu mesajının sa-dece Türklere değil, Rumlara da yönelik oldu-ğunu ısrarla belirtiyordu.     Bugünlerde AB yet-kililerinden çok sık duyulan, endişeli yalvarma ha-line dönüşmeye başlayan ifadeler var:
     "Aman Kıbrıs sorunu 1 Mayıs 2004'e kadar çözülsün."      Çünkü sorun çözül-mezse, “Kıbrıs’ı almazsa-nız genişlemenin tümünü veto eder, engellerim” diyen Yunanistan’ın bu şantajına boyun eğen AB "büyük bir sorun ithal edecek" ve kendisinden kaynaklanan bu hatanın sonuçlarına katlanmak durumunda kalac      Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Ömer Turan, Belçika’da konferanslar vererek, sözde Ermeni soykırımı iddialarının ne kadar çürük temellere dayandığını kanıtlarla anlattı.
     Ermeni lobisinin, yoğun ve başarılı bir şekilde Batı Avrupa kamuoyunu ve çokuluslu kurumları etkilediği, gerçek dışı verilere dayanan kanıtsız iddialarını yayarak Türkiye ve Türkler aleyhinde büyük bir kampanya sürdürdüğü bu dönemde, bilimsel ve tarihsel verilerle gerçekleri öğrenmek ve çevreye anlatmak gerekiyor.     Türk tarafının bu konuda “propoganda” yapmaya  değil, haksız ve asılsız ithamları çürütmek için bilgilenmeye, gerçek amaçla-rı çok farklı olan bazı lobi ve gruplar karşı-sında tepkisiz kalmamaya ihtiyacı var.