AB'nin
himayesinde hisseden Rum kesiminin Lahey görüşmelerini kilitlemesinin
ardından, Türk tarafının uzlaşmaz taraf ilan edilmesi zihinlerde soru
işaretleri bıraktı.
RUMLAR DA PLANA KARŞI
Gerçekte, Annan Planı'nı adadaki Rum ke-simi
de istemiyordu. 2002 sonunda yapılan ka-muoyu yoklamalarında Rumların
yüzde 52'si "hayır” derken, sadece yüzde 18'i bu planı onaylıyordu.
Nitekim, Rum kesiminde yapılan seçimleri, Annan planına açıkça karşı
çıkan Papadopoulos kazandı. Eski EOKA'cılardan, Türk düşmanlığı ile
tanınan ve plana kesinlikle karşı çıkan bir liderin seçimlerden galip
çıkması, Rum halkının ne derece çözüm taraftarı olduğunu da açıkça
gösteriyordu.DENKTAŞ’TAN ÖNERİLER Tüm bunlara
rağmen, çözümün iki devletin tanınmasından geçeceğini; ambargolar
kaldırı-lıp, iki devlet ve halkları arasında ilişkilerin geliş-mesi,
güven ortamının sağlanmasının ardından birleşmenin sözkonusu
olabileceğini düşünen Denktaş, 2 Nisan 2003 tarihinde, Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a bir mektup göndererek, Kıbrıs Türk
tarafının bir dizi öneri-sini bildirdi. Papadopulos, bu öneri paketini
dü-şünmeden reddetti. Denktaş, Papadopulos'a "Kıbrıs
konusunun sosyo-psikolojik boyutunu ve özellikle iki taraf arasında var
olan derin güven bunalımının uzun zamandır göz ardı edildiğini" ve "bu
değerlendir-meye dayalı olarak, iki taraf arasında çalışma ilişkisi
kurulmasını sağlayacak diyalog ve danışma süreci başlatacağına inandığı
bir öneri pa-keti" sunmuştu. Denktaş'ın
önerdiği ve Papadopulos'un dü-şünmeden geri çevirdiği öneri
paketinde şunlar vardı: 1- İlk adım olarak,
Demokrasi caddesinin güneyindeki kapalı Maraş bölgesi, BM ara bölgesine
kadar olan bölümü de kapsayacak şekil-de, yeniden iskana açılmak üzere
Kıbrıs Rum tarafının kontrolüne verilecek.
2- Buna paralel olarak, Kıbrıs'ın her iki
ta-rafına yönelik ve buralardan gerçekleşecek dış ticaret, ulaşım,
seyahat, kültürel ve sportif akti-vitelere uygulanan tüm kısıtlamalar
kaldırılacak. 3- İki taraf arasındaki
geçişler, askeri prose-düre bağlı olarak kolaylaştırılacak. Turistlerin
geçişleriyle ilgili kısıtlamalar da kaldırılacak.
4- İki taraf arasında ticari ilişkilerin
normal-leştirilmesi için adımlar atılacak. Her iki taraftaki kurumlar,
ortak projeler oluşturmak ve geliştir-mek için işbirliği yapmaya teşvik
edilecek. 5- Kıbrıs Türk tarafı, Temmuz 2000
tarihinden bu yana BM Barış Gücü’nün dolaşımıyla il-gili olarak
uyguladığı tedbirleri kaldıracak. 6- İki taraf
arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi amacıyla
bir uzlaşı ko-mitesi oluşturulacak. Bu komite, ikili temaslar ve
projelerin geliştirilmesi için tavsiyelerde bulunacak.
Bunların kabulü ve uygulanmaya konması-nın,
tarafların tavırlarına halel getirmeyeceği gi-bi, nihai bir anlaşmanın
yerini de almayacağını özellikle belirten Denktaş, öneri paketinin
uygulanmasına ilişkin olarak BM ve AB'nin katkıları-nı
sağlayabileceklerini düşündüğünü kaydetti. SINIRLAR
AÇILDI KKTC Bakanlar Kurulu'nun 21 Nisan 2003
tarihinde almış olduğu kararla 23 Nisan tarihinden itibaren sınır
kapılarının açılarak, Türk ve Rum tarafına karşılıklı geçişlerin
serbest bırakılmasıyla, Denktaş'ın son açılımlarının ne kadar öngörülü
bir yaklaşım içerisinde yapılmış olduğu bir kez daha kanıtlandı. Zaman
içerisinde karşı-lıklı ilişkilerin gelişmesiyle, iki toplum arasında
güven ve işbirliği ortamının yaratılması sağlanmış olacak ve barışçı
çözüm çabaları Kıbrıs'ın kendi iç dinamiklerinden çıkacak gibi
gözükü-yor. Nitekim, ABD, AB ve pek çok uluslararası kuruluş
temsilcileri de, geçişlerin serbest bırakılmasını memnuniyetle
karşıladıklarını, sorunun çözümü için doğru yönde atılmış bir adım
ola-rak değerlendirdiklerini açıkladılar.
Bu arada not etmek gerekiyor ki, Kıbrıs'ta
serbest dolaşımın başlaması sonrasında Kıbrıslı Türklerin akın akın Rum
tarafına geçeceğini zanneden ancak binlerce Rum'un kuzeye geç-mesi ve
alışveriş çılgınlığında bulunmasıyla beklemediği bir sonuçla karşılaşan
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB üyeliği sonrasında seyahat ve ticaret
özgürlüğünü engelleyemeyeceğini dü-şünerek, 30 Nisan 2003 tarihinde
Kıbrıs Türk-lerine yönelik bir önlem paketini Meclis'te kabul etti ve
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a mek-tup göndererek, "Annan planı
temelinde özlü müzakerelere hazır olduğunu" bildirdi. Bu da bir
"taktik" uygulamasıydı çünkü Papadopulos "An-nan planını müzakereye
açık olduğunu" açıklar-ken, partisi DIKO "Annan planı temelinde
gö-rüşme yapılmasına karşı olduğunu" belirtiyordu.AB’YE SORUN
İTHALİ Uluslararası toplumun, Kıbrıs Türk
halkının 40 yıldır devam eden eşitlik ve özgürlük müca-delesini göz
önünde bulundurması, Kıbrıs Türk-lerinin güvenli bir geleceğe
kavuşturulmasının sağlanmasını desteklemesi, adada barış ve huzuru
hakim kılmak yönünde başlatılmış olan giri-şimleri iyi değerlendirmesi
gerekiyor. Kıbrıs so-rununda taraf olan ülkelerle AB ve BM gibi
ku-ruluşların, uluslararası anlaşmaların getirdiği so-rumluluğun
bilincinde olarak, gelecekte AB üye-si olmaya aday Türkiye'nin
Kıbrıs'ta barışçı bir çözümü sağla Kıbrıs'ta
adil ve kalıcı bir çözüme, tarihsel gerçekler gözardı edilerek
ulaşılması mümkün değil. Hem Türk, hem Rum halklarının, başta güvenlik
olmak üzere endişelerinin giderilmesi, eşitlik sağlanması gereki-yor.
Bunlar yapılmadığı sürece, atılan adımlar sorunun büyümesinden başka
bir işe yaramayacak gibi gözüküyor. NATO'nun
geçen yıl yapılan Prag Zirvesi'nde, basın toplantısında, Ana-dolu
Ajansı'nın bir soru-sunu yanıtlayan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac, Kıbrıs Rum kesi-minin AB'ye katılımı ko-nusunda, "AB'ye sorun
ithal etmek istemiyoruz" diyor ve bu mesajının sa-dece Türklere değil,
Rumlara da yönelik oldu-ğunu ısrarla
belirtiyordu. Bugünlerde AB yet-kililerinden
çok sık duyulan, endişeli yalvarma ha-line dönüşmeye başlayan ifadeler
var:
"Aman Kıbrıs sorunu 1 Mayıs 2004'e kadar
çözülsün." Çünkü sorun çözül-mezse, “Kıbrıs’ı
almazsa-nız genişlemenin tümünü veto eder, engellerim” diyen
Yunanistan’ın bu şantajına boyun eğen AB "büyük bir sorun ithal edecek"
ve kendisinden kaynaklanan bu hatanın sonuçlarına katlanmak durumunda
kalac Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)
Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Ömer Turan, Belçika’da konferanslar
vererek, sözde Ermeni soykırımı iddialarının ne kadar çürük temellere
dayandığını kanıtlarla anlattı.
Ermeni lobisinin, yoğun ve başarılı bir
şekilde Batı Avrupa kamuoyunu ve çokuluslu kurumları etkilediği, gerçek
dışı verilere dayanan kanıtsız iddialarını yayarak Türkiye ve Türkler
aleyhinde büyük bir kampanya sürdürdüğü bu dönemde, bilimsel ve
tarihsel verilerle gerçekleri öğrenmek ve çevreye anlatmak
gerekiyor. Türk tarafının bu konuda
“propoganda” yapmaya değil, haksız ve asılsız ithamları çürütmek
için bilgilenmeye, gerçek amaçla-rı çok farklı olan bazı lobi ve
gruplar karşı-sında tepkisiz kalmamaya ihtiyacı var.