olan
Rauf Denktaş kalp ameliyatı geçirmişti. Annan Planı, sonu gel-mez
tartışmalara neden oldu. Şimdiye kadar
hazırlanan en kapsamlı plan olarak tanıtılan ve kurulması öngörülen
devletin ana-yasasına temel oluşturacak madde-ler içeren Annan Planı'na
Türk ke-simi tarafından bakıldığında önemli itiraz noktaları vardı:
Planda, Türk ve Rum tarafından oluşacak iki
parça devletin pek çok hükümranlık hakkının ortak devlette toplanması,
parça devletlerin yönetiminin ise nüfusla orantılı seçilecek ve 48
üyeden oluşacak Temsilciler Meclisi ile %50 oranlı yani 48 (24/24)
üyeli Üst Meclis'-ten oluşması öngörülüyor. Temsilci-ler Meclisi’nde
Türklere sadece 12 sandalye ayrılıyor. Toprak
düzenlemeleri çerçeve-sinde Türk tarafına göç edecek Rum nüfus
nedeniyle, Temsilciler Meclisi'nden geçecek her konuda Rumlara avantaj
sağlanıyor. Ortak Devlet tarafından atanacak Komi-te'nin de çoğunluk
avantajı nede-niyle Rum tarafından seçilecek ol-ması, Türkler üzerinde
hakimiyet kurmak anlamına geliyor. Bu açıdan bakıldığında, taraflar
arasında eşitlik olmadığı için planın bir ortaklık anlaşması
sayılamayacağı, parça devletlere egemenlik verilme-diği, sadece
“egemence haklardan” bahsedildiği, asıl egemenliğin ortak devlette
olduğu, dolayısıyla Rum ta-rafına açık olarak avantajlar tanın-dığı
görülüyor. "Parça devletler"den kurulu bir
"ortak devlet"ten bahsediliyorsa da, metinde kullanılan ifadeler
"kurucu ortaklık" ya da "siyasi eşitlik" beklentilerine yanıt
veremiyor. Dış po-litika, maliye, güvenlik gibi hassas alanlarda
yetkilerin tümü merkezi devlete, yani Rum çoğunluğa bıra-kılıyor.
Merkezi icra organı olarak 4 Rum ve 2 Türk'ten
oluşan bir Baş-kanlık Konseyi bulunmakla beraber, daha önceki BM
taslaklarında bulunan "başkan yardımcısının, başka-nın aldığı kararı
veto etmesi yetki-si"ne de bu belgede yer verilmediği gözleniyor. Türk
tarafına veto hak-kı yok. Belgenin toprak
düzenlemele-riyle ilgili bölümü de daha önceki BM belgelerinden geriye
gidişi gösteriyor. Toprak düzenlemelerinin Türk tarafı açısından
savunma za-fiyeti yaratacak şekilde ayarlanmış olduğu, şu andaki
toprakların % 21'inin, verimli toprakların % 65'i ile su kaynaklarının
tamamına yakı-nının Rumlara verileceği; yeniden çizilecek sınırların
güneyinde kalan ve daha önce 3 kez göçmen durumuna düşmüş olan yaklaşık
45 bin Türk'ün yeniden yerlerinden edile-rek daha kuzeye nakledileceği,
bu arada kalan Türk bölgesine zaman içinde 60 ile 100 bin Rum
taşına-cağı, Kıbrıslı Türklerin ise güneyde sahip oldukları mal
varlıklarına hiç-bir zaman kavuşamayacakları düşü-nüldüğünde, Türklerin
düşecekleri konum açıkça görülüyor. Diğer taraftan,
Kıbrıs Türkünün vatan bildiği topraklardan sökülmesi ile tarım,
sanayi, bankacılık ve imalât sanayiine bağlı yıllık asgari 200 milyon
dolarlık zarar olacağı, KKTC'nin milli gelirinin % 50 azalacağı, 15.000
kişinin işsiz kalaca-ğı, 160 imalathanenin Rumlara devredileceği, 442
ticarethane, 188 otel ve lokanta ile ulaştırma, eğitim, sağlık ve diğer
sektörlerde 553 işyerinin kapanacağı ve bu nedenlerle Türk tarafında
ekonominin çökeceği de bir diğer kaygı verici
görüntü... Kıbrıs Türkü için geçmişte ya-şanan
deneyimler nedeniyle hayati öneme sahip olan "Türkiye'nin Kıbrıs'taki
garantörlük hakkı" da etkisiz hale getirilerek, taraflara sayısı
bir türlü netleştirilemeyen kü-çük bir savunma gücü ve genel an-lamda
bir uluslararası güç şemsiyesi altında güvenlik hakkı tanınıyor.
TARAFLAR PLANI REDDETTİ Bu nedenlerle KKTC
Cumhur-başkanı Denktaş, Kıbrıs Türk tara-fının eşit egemenliğinin
sağlanma-dığı, güvenlik endişelerinin tatmin edilmediği ve geleceğinin
garanti altına alınmadığına inandığı bu pla-nın yeniden gözden
geçirilmesi ge-rektiğini açıkladı. Rum
tarafının da plana itiraz-ları vardı ve bütün bunlar tekrar ele alındı.
10 Aralık 2002'de açıkla-nan yeni planda Türk görüşlerinin yüzde 30'u,
Rum görüşlerinin yüz-de 70'i dikkate alınmıştı!
Annan Planı tekrar tekrar gözden geçirildi ve
son şekli üzerinde yapılan tartışmalarda taraflar yine uzlaşamadılar.
10 Mart 2003'te, Lahey'de yapılan toplantıda, planın referanduma
sunulması öneriliyordu. Denktaş, planla ilgili olarak Türk tarafının
kaygı ve beklentilerini gündeme getirdi ama iki tarafın mutabık
kalmasından sonra planın referanduma sunulabileceğini belirtti. Rum
lideri Papadopoulos ise gö-rüşmeye devam etmeyi kabul etmesine rağmen,
Rum kamuoyunun aydınlatılması bakımından referandum için iki aylık bir
kampanyaya ihtiyaç duyduğunu ileri sürerek, gö-rüşmeleri sekteye
uğrattı. OYALAMA TAKTİĞİ
Gerçekte Rum tarafı vakit kaza-nıyor, oyalıyor
ve 16 Nisan 2003’ü bekliyordu. Çünkü bu tarihte, AB'-ye katılım
antlaşmasını imzalayacaktı. Kıbrıs'ta bir çözüm artık on-ları pek
ilgilendirmiyordu. AB’ye tam üye olduktan sonra, AB Kon-seyi’nde veto
haklarını Yunanistan’-ın da gücüyle birleştirerek Türkiye’-ye ve
Kıbrıslı Türklere istedikleri her şeyi yaptırabilecekleri düşüncesi ön
plana çıkıyordu.
Annan, o sırada AB Dönem Başkanı olan
Yunanistan'ın bir yandan 16 Nisan tarihine kadar çözüm sürecinin
tamamlanmasını gündeme getirirken, diğer yandan da müzakerelerin
ertelenmesine destek vermesinin bir çelişki oldu-ğunu ifade ediyordu.
Ve nihayet, 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği'ne tam
üye olacak Kıbrıs Cumhuriyeti, tek taraflı ola-rak, 16 Nisan 2003
tarihinde AB'-ye katılım anlaşmasını imzaladı.HUKUK
İHLALİ AB, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
temelindeki 1960 anlaşmasını gör-mezden geliyor, uluslararası hukuku
çiğniyordu. Güney Kıbrıs Rum Yö-netimi'nin AB'ye üyelik için yaptığı
başvuru, 1960 anlaşmasının birinci maddesi gereği yasadışıydı ve Rum
kesiminin AB'ye tam üyeliği de ya-sadışı olacaktı. Çünkü, 1960 Ga-ranti
Anlaşması'nın 1. maddesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devletle
tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe
katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla herhangi bir diğer devletle