[ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]


[ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]

olan Rauf Denktaş kalp ameliyatı geçirmişti. Annan Planı, sonu gel-mez tartışmalara neden oldu.     Şimdiye kadar hazırlanan en kapsamlı plan olarak tanıtılan ve kurulması öngörülen devletin ana-yasasına temel oluşturacak madde-ler içeren Annan Planı'na Türk ke-simi tarafından bakıldığında önemli itiraz noktaları vardı:      Planda, Türk ve Rum tarafından oluşacak iki parça devletin pek çok hükümranlık hakkının ortak devlette toplanması, parça devletlerin yönetiminin ise nüfusla orantılı seçilecek ve 48 üyeden oluşacak Temsilciler Meclisi ile %50 oranlı yani 48 (24/24) üyeli Üst Meclis'-ten oluşması öngörülüyor. Temsilci-ler Meclisi’nde Türklere sadece 12 sandalye ayrılıyor.     Toprak düzenlemeleri çerçeve-sinde Türk tarafına göç edecek Rum nüfus nedeniyle, Temsilciler Meclisi'nden geçecek her konuda Rumlara avantaj sağlanıyor. Ortak Devlet tarafından atanacak Komi-te'nin de çoğunluk avantajı nede-niyle Rum tarafından seçilecek ol-ması, Türkler üzerinde hakimiyet kurmak anlamına geliyor. Bu açıdan bakıldığında, taraflar arasında eşitlik olmadığı için planın bir ortaklık anlaşması sayılamayacağı, parça devletlere egemenlik verilme-diği, sadece “egemence haklardan” bahsedildiği, asıl egemenliğin ortak devlette olduğu, dolayısıyla Rum ta-rafına açık olarak avantajlar tanın-dığı görülüyor.      "Parça devletler"den kurulu bir "ortak devlet"ten bahsediliyorsa da, metinde kullanılan ifadeler "kurucu ortaklık" ya da "siyasi eşitlik" beklentilerine yanıt veremiyor. Dış po-litika, maliye, güvenlik gibi hassas alanlarda yetkilerin tümü merkezi devlete, yani Rum çoğunluğa bıra-kılıyor.      Merkezi icra organı olarak 4 Rum ve 2 Türk'ten oluşan bir Baş-kanlık Konseyi bulunmakla beraber, daha önceki BM taslaklarında bulunan "başkan yardımcısının, başka-nın aldığı kararı veto etmesi yetki-si"ne de bu belgede yer verilmediği gözleniyor. Türk tarafına veto hak-kı yok.      Belgenin toprak düzenlemele-riyle ilgili bölümü de daha önceki BM belgelerinden geriye gidişi gösteriyor. Toprak düzenlemelerinin Türk tarafı açısından savunma za-fiyeti yaratacak şekilde ayarlanmış olduğu, şu andaki toprakların % 21'inin, verimli toprakların % 65'i ile su kaynaklarının tamamına yakı-nının Rumlara verileceği; yeniden çizilecek sınırların güneyinde kalan ve daha önce 3 kez göçmen durumuna düşmüş olan yaklaşık 45 bin Türk'ün yeniden yerlerinden edile-rek daha kuzeye nakledileceği, bu arada kalan Türk bölgesine zaman içinde 60 ile 100 bin Rum taşına-cağı, Kıbrıslı Türklerin ise güneyde sahip oldukları mal varlıklarına hiç-bir zaman kavuşamayacakları düşü-nüldüğünde, Türklerin düşecekleri konum açıkça görülüyor.     Diğer taraftan, Kıbrıs Türkünün vatan bildiği topraklardan sökülmesi ile  tarım, sanayi, bankacılık ve imalât sanayiine bağlı yıllık asgari 200 milyon dolarlık zarar olacağı, KKTC'nin milli gelirinin % 50 azalacağı, 15.000 kişinin işsiz kalaca-ğı, 160 imalathanenin Rumlara devredileceği, 442 ticarethane, 188 otel ve lokanta ile ulaştırma, eğitim, sağlık ve diğer sektörlerde 553 işyerinin kapanacağı ve bu nedenlerle Türk tarafında ekonominin çökeceği de bir diğer kaygı verici görüntü...     Kıbrıs Türkü için geçmişte ya-şanan deneyimler nedeniyle hayati öneme sahip olan "Türkiye'nin Kıbrıs'taki garantörlük hakkı" da etkisiz hale getirilerek,  taraflara sayısı bir türlü netleştirilemeyen kü-çük bir savunma gücü ve genel an-lamda bir uluslararası güç şemsiyesi altında güvenlik hakkı tanınıyor. TARAFLAR PLANI REDDETTİ     Bu nedenlerle KKTC Cumhur-başkanı Denktaş, Kıbrıs Türk tara-fının eşit egemenliğinin sağlanma-dığı, güvenlik endişelerinin tatmin edilmediği ve geleceğinin garanti altına alınmadığına inandığı bu pla-nın yeniden gözden geçirilmesi ge-rektiğini açıkladı.     Rum tarafının da plana itiraz-ları vardı ve bütün bunlar tekrar ele alındı. 10 Aralık 2002'de açıkla-nan yeni planda Türk görüşlerinin yüzde 30'u, Rum görüşlerinin yüz-de 70'i dikkate alınmıştı!      Annan Planı tekrar tekrar gözden geçirildi ve son şekli üzerinde yapılan tartışmalarda taraflar yine uzlaşamadılar. 10 Mart 2003'te, Lahey'de yapılan toplantıda, planın referanduma sunulması öneriliyordu. Denktaş, planla ilgili olarak Türk tarafının kaygı ve beklentilerini gündeme getirdi ama iki tarafın mutabık kalmasından sonra planın referanduma sunulabileceğini belirtti. Rum lideri Papadopoulos ise gö-rüşmeye devam etmeyi kabul etmesine rağmen, Rum kamuoyunun aydınlatılması bakımından referandum için iki aylık bir kampanyaya ihtiyaç duyduğunu ileri sürerek, gö-rüşmeleri sekteye uğrattı. OYALAMA TAKTİĞİ          Gerçekte Rum tarafı vakit kaza-nıyor, oyalıyor ve 16 Nisan 2003’ü bekliyordu. Çünkü bu tarihte, AB'-ye katılım antlaşmasını imzalayacaktı. Kıbrıs'ta bir çözüm artık on-ları pek ilgilendirmiyordu. AB’ye tam üye olduktan sonra, AB Kon-seyi’nde veto haklarını Yunanistan’-ın da gücüyle birleştirerek Türkiye’-ye ve Kıbrıslı Türklere istedikleri her şeyi yaptırabilecekleri düşüncesi ön plana çıkıyordu.
     Annan, o sırada AB Dönem Başkanı olan Yunanistan'ın bir yandan 16 Nisan tarihine kadar çözüm sürecinin tamamlanmasını gündeme getirirken, diğer yandan da müzakerelerin ertelenmesine destek vermesinin bir çelişki oldu-ğunu ifade ediyordu.     Ve nihayet, 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği'ne tam üye olacak Kıbrıs Cumhuriyeti, tek taraflı ola-rak, 16 Nisan 2003 tarihinde AB'-ye katılım anlaşmasını imzaladı.HUKUK İHLALİ      AB, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  temelindeki 1960 anlaşmasını gör-mezden geliyor, uluslararası hukuku çiğniyordu. Güney Kıbrıs Rum Yö-netimi'nin AB'ye üyelik için yaptığı başvuru, 1960 anlaşmasının birinci maddesi gereği yasadışıydı ve Rum kesiminin AB'ye tam üyeliği de ya-sadışı olacaktı. Çünkü, 1960 Ga-ranti Anlaşması'nın 1. maddesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devletle tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla herhangi bir diğer devletle