Brüksel Üniversitesi (ULB) Fel-sefe ve Edebiyat Fakültesi ile Sos-yal,
Siyasi ve Ekonomik Bilimler Fakültesi profesörü Robert Anci-aux, bu
üniversitede yıllardır Türk dili, Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve Osmanlı
tarihi dersleri veriyor. 1973 yılından beri öğretim üyesi olan Prof.
Anciaux gelecek yıl emekliye ayrılacak. Bu iyi bir haber değil çünkü
ULB, Prof. Anciaux'-nun emekliye ayrılışını bahane ede-rek Türk dili ve
tarihi derslerini programından silecek. Prof.
Anciaux, "ULB'de, bütçe nedeniyle, Türk olan her şey kaldı-rılıyor"
diyor ve Belçika üniversite-lerinin bütçe sorununun 1974'ten beri
yaşandığını, üniversite görme-miş bazı bakanların, üniversiteler-deki
bazı dersleri gereksiz buldukla-rını anlatarak şunları
söylüyor: "Türk dili ve tarihi dersleri için
kayıt olan fazla öğrenci yok. Bu durumdan hiç hoşnut değilim ama
yapabileceğim bir şey de yok. Bu derslerin kaldırılması çok kötü bir
olay. Bu tür kararlar alınırken kül-tür menfaati değil, bilimsel
menfaatler değil, matematik hesaplar ön plana
çıkarılıyor." Prof. Anciaux, "Laik Türkiye
Cumhuriyeti" isimli Fransızca bir kitabın yazarlarından. Bu
kitapta Joelle Pierre, Bahadır Kaleağası, Michel Bozdemir, Lebriz Piron
Yakacıklı gibi akademisyenlerin de imzaları var. "Laik Türkiye
Cumhu-riyeti'nin kuruluşundan bu yana ge-çen sürede Mustafa Kemal
Ata-türk'ün eserinden geriye ne kaldı?" sorusuna yanıt aranan bu kitap
ilginç veri ve görüşler yansıtıyor. Kitabın sonuç bölümünü yazan Prof.
Anciaux, Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sloganının kü-resel
olduğunu ve bugün de geçer-liliğini koruduğunu belirttikten son-ra,
"Bugünün siyasetçileri ve devlet yöneticileri, akılcı ve gerçekçi bir
karar adamı olan Mustafa Kemal'in zihniyetinden esinlenebilirler"
diyor. (La République laique turque - Editions
Complexe) Brüksel Üniversitesi'nde ziyaret
ettiğimiz Prof. Robert Anciaux, çe-şitli konularda görüşlerini dile
geti-rirken, "Türkiye için sorun, halkı-nın hemen hemen tümünün
müslüman olmasıdır" dedi ve özetle şunları
anlattı: "Avrupa Birliği kanadında, bü-yük bir
müslüman nüfusla bütünleş-me girişiminin, toplumun hıristiyan
değerlerine hasar vereceği görüşü var. Türkiye'nin ekonomik ve pa-rasal
istikrarsızlık sorunu var ama ekonomik dinamizmi müt-hiş. Balkanlarda,
Ortado-ğu'da, Karadeniz'de pazar ekonomisine, libe-ral ve küresel
ekonomiye girmiş tek ülke Türkiye... Türk ekonomisi, tereddütsüz AB'ye
alınmakta olan Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi Orta ve Doğu Avrupa
ülkelerine oranla çok daha dinamik ve verimli. Türk eko-nomisinden çok
daha kırılgan ve daha az verimli ekonomileri AB'ye almaya
hazırlanı-yoruz. Yani, Türkiye ekonomik kırılganlığı nedeniyle
alınmıyor diyenlere, "O zaman diğerleri neden alınıyor?" sorusu
yöneltile-bilir." Türk ekonomisinin güçlü
oldu-ğunu ancak bu ülkenin eskiden beri kötü yönetildiğini söyleyen
Prof. Anciaux şöyle devam etti: "Din unsuru
dışında, diğer kri-terleri incelediğimiz zaman Türki-ye'nin AB'ye
katılım konusunda, sıranın arkasında veya dışarda bırakılması için
mantıklı bir gerekçe görülmüyor. AB kamuoyunun İs-lam konusunda bilgi
ve yaklaşımı da sorunlu. Türkiye, Mısır, Suriye, hepsi birlikte
görülüyor. Konfe-ranslarımda, İslam'daki gelişmeleri, müslüman ülkeler
arasındaki farklılıkları anlatmaya çalışıyorum. Bu farklılıklar
katoliklerde de vardır. Ülkelerin ve halkların dinlerine değil, gelişme
süreçlerine bakmak lazım. Huntington'ın Medeniyetler Çatışması
teorisine karşı çıkıyorum. Eğer bir çatışma olacaksa dinler,
medeniyetler arasında değil, küreselleşen liberal ekonomide, bundan
menfaat sağlayanlarla dış-lananlar arasında
olacak..." Prof. Anciaux, Türkiye Cum-huriyeti
tarihine ilişkin değerlendir-mesinde, "Atatürk'ün yaşadığı yıllarda,
tepeden inme emirlerle ülkelerin ve halkların modernleştirilebilece-ği
düşüncesi hakimdi. Emirle modernleştirme olmaz, bu-nu, Atatürk'ü taklit
etmek isteyenler anlamadılar" dedi ve şunları
söyledi: "Topluma yeni bir rol verecek, yeni
bir zihniyet yaratacak yapılaşma, altyapı, ekonomik ve sosyal
organizasyon gerekiyordu. Atatürk bu yapılaşmayı sağlayarak Türkiye'-yi
bugünkü durumuna getiren geliş-me sürecine yöneltti. Türkiye, Ata-türk
reformları ve yeni yapılaşma sayesinde, adım adım demokrasiye ulaştı.
Atatürk'ün, yaşadığı dönemin koşullarında gösterdiği aydınlık,
bi-linçlilik olağanüstüydü. Zor bir işi başardı. Ortadoğu'da
uydulaştırılmaktan kurtulan tek ülke Türkiye oldu. O dönemde Atatürk'ün
kurdu-ğu tür bir devlet kurmak tüm Batılı-ların da
hedefiydi." "Türkiye'yi severim. Dost acı
söyler" diyen Prof. Anciaux, de-mokratikleşme alanındaki eksiklikler
üzerinde durdu ve kültürel, etnik sorunlara değindi. "Bu sorunlar Batı
Avrupa uluslarında da var. Bu ne-denle, Batı Avrupalıların önce kendi
kapılarının önünü süpürmeleri ge-rektiğini düşünüyorum" derken, AB'ye
girmek için her ülkenin hü-kümranlık konusunda fedakarlık ya-pıp
uzlaşmaya katıldığını anlattı. Türkiye'nin çeşitli reformlarla önemli
adımlar attığını, bu adımların pratik uygulamasının görülmesi
ge-rektiğini, AB kanadının bu beklentide olduğunu
söyledi. Türkiye'de insanların etnik
kökeni ne olursa olsun Parlamento-ya seçilebildiklerini de hatırlatan
Prof. Anciaux, bölücülük korkusu yaşanmaması gerektiğini; Irak, İran,
Suriye ve Türkiye'nin hiçbirinin yeni bir devlet kurulması için
topraklarını vermeyeceklerini; hiçbir büyük ve güçlü ülkenin, bölgede
yeni bir ba-ğımsız devlet kurulması için Türki-ye'nin veya başka bir
ülkenin bölünmesini istemeyeceğini ileri sürdü.
Bazı Batı Avrupa ülkelerinin ikiyüzlü yaklaşımına dikkat çeken ve bir
örnek vererek, Türkiye'de Kürt-çe eğitimi savunan Fransa'nın kendi
bünyesinde bölgesel dillere hiçbir şans tanımadığını ve bunları
dışladı-ğını hatırlatan Prof. Anciaux, Ata-türk'ün, "Ne mutlu Türküm
diyene" sözünün derin anlamı üzerinde dur-du ve Türk tabiyetinin çok
kültürlü olduğunu söyleyerek Türkiye Cum-huriyeti vatandaşı olmanın
herkes için cazip hale getirilmesinin öneminin altını çizdi.