Belçika’da ilk ve orta öğretim okulları yeni ders yılına girdi. Eği-tim
Müşaviri İhsan Zeren’le konu-şarak bu ülkedeki Türk çocukların durumunu
ve rakamsal verileri öğ-rendik.
Okullar açılınca 400 binden fazla çocuk
“dersbaşı” yaptı. Bunla-rın 17.600 kadarı Türk ama bir de Belçika
tabiyeti alanlar eklenirse, bu rakam 35 bin’e ulaşıyor. Bir de
anaokuluna giden 4-5 bin Türk ço-cuk var. Üniversitelerdeki
Türk gençleri-nin sayısı da (sadece) bin’in biraz üzerinde...
Eğitim Müşaviri Zeren şunları
söylüyor: “Elçilikteki büromuza pasaportlarını
öğrenci olarak uzatmak iste-yen orta ve yüksek öğrenimdeki
öğrencilerimiz geliyorlar. İşlemlerini yaparken kendileriyle konuşuyor,
sorunlarını dinliyoruz. Büromuza gelen öğrenci sayısının her gün
artması bizleri sevindiriyor. İlköğretim-de bulunan öğrencilerimizle de
Türkçe derslerinde buluşuyor, ken-dilerini dinliyoruz. Türkçeye olan
il-gileri, Türkiye sevgileri daha iyi şeyler yapmamız için bize cesaret
veriyor. İnsan nerede yaşarsa yaşasın, onun çağdaş
toplum içindeki konumunu belirleyen ve kişiliğini ortaya koyan en
önemli özelliklerden birisi aldığı eğitimdir. İyi bir eğitim almış
insan çevresine örnek olur, bilgisi ve birikimiyle yaşadığı topluma
ön-derlik yapar. Eğitilmiş insan toplum için bir
güçtür. Öncelikle kendisine rahat bir yaşam sağlar, topluma yük ol-maz.
Böylece çevresine de yardımı dokunur. Bilgisini içinde yaşadığı
toplumun daha ileri gitmesi için kullanır. Doğru olanı yapar,
çevresiyle uyum içinde yaşar ve yanlış-lardan uzak durur.Yurtdışında
yaşa-yan ve iyi eğitim almış vatandaşla-rımız topluma uyum sağlama,
bera-ber yaşama isteğini ve kültürel zenginliklerini ön plana
çıkarma görevlerini de üstlenir. Belçika'daki
toplumumuzun iyi eğitim almış, bilgili ve bilinçli kişi-lerden
oluşması için çalışmak hepi-mizin görevi olmalıdır. İlk
önceliği-miz, öğrencilerimizin Belçika okul sistemi içerisinde başarılı
olmasını sağlamaktır. Belçika'da 6-18 yaş arasında zorunlu eğitim
nedeniyle, okul sistemi içinde kalan öğrencilerimiz, toplumda başarılı
olmak için iyi bir eğitim alınması gerekti-ğine inanmaktadır. Ancak,
aile ilgisizliği, dil yetersizliği, göçmen işçi çocuklarının
yoğunlaştığı okullara gidebilmesi başarı şansını azaltmaktadır. Bu
konuda anne ve babalara büyük görevler düşmektedir. Ço-cuğuyla
ilgilenen, sorunlarını çö-zen, rehberlik yapan aileler özellikle
anneler çocuklarına başarı ola-nağı
sağlamaktadırlar.” Belçikalı eğitimci ve
sosyologla-rın, uzun deneyim ve tartışmalardan sonra üzerinde
uzlaştıkları bir görüş var: “Yabancı
çocukların toplumla bütünleşmeleri, uyum sağlamaları ve sağlıklı bir
eğitim almaları isteni-yorsa, anadili eğitimine önem vermek gerekir.
Bir yabancı çocuğu anadilinden ve özkültüründen ko-parmak, örneğin Türk
çocuklara, “Sen Fransızca veya Flamanca öğren. Türkçe’ni, Türk
kültürünü unut” demek büyük hatadır. Çünkü anadilini ve kendi kültürünü
iyi bil-meyen çocuk, başka dilleri iyi öğre-nemiyor, başka kültürleri
anlayıp uyum sağlayamıyor...” Belçikalı
yetkililerin ve uzmanların bunu anlamaları çok uzun yıllar aldı!
(Ama”Mieux vaux tard que jamais!”) Belçika’da,
Türk Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilmiş 60-70 kadar öğretmen
Türk ço-cuklarına Türkçe ve Türk Kültürü dersleri veriyor. Bu
öğretmenlerin bazılarının, çok büyük özveriyle, çok zor ve kısıtlı
koşullarda, çok yararlı hizmetler verdiklerini, kendilerinden beklenen
ve istenenin da-ha fazlasını sunduklarını biliyoruz. Türkiye’nin en
büyük sorunu olan “bürokrasi”, o öğretmenleri tanıtmamızı, onlarla
söyleşiler yapma-mızı engelliyor. Eğitim
Müşaviri Zeren şunları söylüyor:
“Öğrencilerimiz, okullarda, der-neklerde öğretmenlerimizce verilen
Türkçe ve Türk Kültürü derslerimi-ze de katılarak ulusal kimliğimizin
en önemli özelliği olan Türkçemizi çok iyi öğrenmelidirler. Böylece
eğitimle evrensel değerlere ulaşan insanımız kendi kimlik değerlerini
de geliştirecektir. Çok kültürlü ve çok dilli Avrupa Birliğine ev
sahip-liği yapan Belçika'da yaşayan va-tandaşlarımızın anadilleri olan
Türkçe'yi de çok iyi öğrenip kullanmaları gerekmektedir. Belçika
okulunda öğrenilen Fransızca ve Flamanca'nın yanında Türkçe'miz de bir
kimlik zenginliği olarak ön plana çıkmalıdır. Bunun bilin-cinde olan
aileler çocuklarını Türkçe ve Türk Kültürü derslerine
gönderiyorlar.” Geçen ders yılında 7 bin’i
aşkın Türk çocuk, Türkçe ve Türk Kültürü dersleri almış. Ancak Türk
öğretmenler, derslerini okulların ders saatleri dışında, hatta okullar
dışında vermek zorunda bırakılı-yorlar. Belçikalı yetkililerle, bu
durumu değiştirmek amaçlı görüşmeler uzun zamandır sürüyor. Bir yandan
resmi makamlar, bir yandan da dernekler ve diğer sivil toplum örgütleri
baskıyı arttırıyorlar. Bu konuda, öğrenci velilerinden daha fazla
destek vermeleri ve baskı unsuru oluşturmaları isteniyor, bekleni-yor.
Belçikalıların resmi verilerine göre
anaokullarında 3788, ilkokul-larda 8893, ortaokul ve liselerde 4556,
üniversitelerde 329 Türk pasaportlu öğrenci var. Bu rakamlara Belçika
pasaportlu Türkler da-hil edilmiyor. Eğitim
Müşaviri İhsan Zeren şunları söylüyor:
“21.yüzyıl bilgi toplumlarının yüzyılıdır. Bilgi toplumunda okul,
bilgiyi üreten, sunan ve yayan bir eğitim kurumudur. Göçmenler ve
göçmen alan ülkeler için okul aynı zamanda kültürel, bilimsel ve sosyal
gelişmelere, yeniliğe açık, insan kaynaklarına değer veren ve
bire-yin kendisini yetiştirmesine olanak sağlayarak entegrasyonu
kolaylaş-tıran bir kurum olmalıdır. Öğren-cinin, ailesiyle Türk ve
Belçika top-lumlarının desteğine ve yönlendir-mesine ihtiyacı
vardır. Ama en önemlisi kendisini geliştirmek için gittiği okulun
önyargısız yaklaşımı, ayırım yapmaması ve onu kabul etmesi gerekir. Bir
bilgi toplumu olan Belçika'da yaşayacak dördüncü Türk kuşağının
kendisine sunulan eğitim olanaklarından yararlanarak Türk toplumunu
daha iyi yerlere taşıyacağına
inanıyorum.” “Anadolu” dergisi olarak, yeni
ders yılında tüm öğ-rencilere, öğretmenlere ve veli-lere “sabır”
ve “başarılar” diliyoruz.