İnebolu'da,
"Turan kıyafetini araş-tırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve
beynelmilel kıyafet bi-zim için, çok cevherli milletimiz için layık bir
kıyafettir" diyerek, me-deni yaşayışa uyan kıyafetin kabu-lünün
gerekliliğini belirtti.
Atatürk'ün çağrıları üzerine, da-ha 25 Kasım
1925 tarih ve 671 sayılı Şapka Kanunu çıkmadan ön-ce, vatandaşlar
şapkayı giymişlerdi ve bu yenilik, medeni kıyafet deği-şimi olarak halk
arasında iyi karşı-lanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek
yasaklanmış, bu kıya-fetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına
tanınmıştı.TARİKAT, TEKKE ZAVİYE ve TÜRBELERİN
KAPATILMASI Osmanlı toplum ve eğitim ha-yatında
önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaş-mış ve
toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara sebep olmuştu. Uygar ve ileri
bir millet olma ama-cını güden toplum için tekke, zaviye, türbe ve
tarikat gibi engel-ler, kaldırılması zorunlu kurumlardı. Atatürk,
Kastamonu'da 30 Ağustos 1925'te söylediği bir nutukta türbe-lerin,
tekkelerin ve zaviyelerin ka-patılmasının ve tarikatların
kaldırılmasının işaretini vermişti:
"Ölülerden medet ummak, me-deni bir cemiyet
için bir lekedir. Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye
Cumhuriyeti şeyhler, der-vişler, müritler ve meczuplar memleketi
olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet
tarikatıdır." 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı
kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edildi ve bir
takım unvanların kullanılması yasaklandı. Kanun, bütün tarikatlar-la
birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik,
baba-lık, emirlik, halifelik, falcılık, büyü-cülük, üfürükçülük,
gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi,
eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin
yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyil-mesini de yasakladı.
ULUSLARARASI SAAT ve TAKVİMİN KABUL EDİLMESİ 1
Nisan 1931 tarihinde çıkarı-lan 1782 sayılı kanunla, eski ağırlık ve
uzunluk ölçüleri değiştirildi, ar-şın, endaze, okka, çeki gibi hem
belirli olmayan, hem de bölgelere göre değişen eski ölçüler kaldırıldı.
Medeni ölçü sayılan onlu yönteme uygun, metre ve kilogram gibi uzunluk
ve ağırlık ölçüleri kabul edildi. Uzunluk ve ağırlık ölçülerin-de
yapılan bu değişiklikler, ülkede ağırlık ve uzunluk ölçülerinde tek bir
sistemin uygulanmasını sağladığı gibi uluslararası ticari ilişkilerde
de yararlı oldu.
Ayın hareketlerine göre ayları gösteren, saat,
rakam ve tatil günleri, gerek memleketin iç hayatında, gerekse dünya
ile olan ilişkiler-de büyük güçlük çıkartıyor, çalışma hayatında
karışıklıklara neden olu-yordu. 26 Aralık 1925 tarihinde kabul edilen
kanunlarla Hicri ve Rumi takvim kaldırılarak yerine Miladi takvim,
alaturka saat yerine de uluslararası saat kabul edildi. 20 Mayıs
1928'de de uluslararası ra-kamlar yasallaştı.
Hafta tatili olarak kabul edilen cuma günü yerine, pazar gününün resmi
hafta tatili günü olması ise, 1935'te çıkarılan bir kanunla sağlandı.
SOYADI KANUNU Kişinin soyadının bulunmaması
toplum hayatında karışıklara neden oluyordu. Ayrıca bu durum toplumsal
ilişkiler bakımından da bir eksiklikti. Soyadı yerine kullanılan baba
adı, doğduğu memleketin adı ve kullanılan lakaplar, soyadının
top-lumsal ilişkilerdeki rolünü oy-nayamıyordu.
21 Haziran 1934'te çıka-rılan 2525 sayılı
Soyadı Ka-nunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı
taşıması zorunlu kılındı. Soy-adları Türkçe olacaktı. Rüt-be, memurluk,
yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler
soyadı olarak kullanılmayacaktı. Soyadı
kanununun kabulünden sonra, 24 Kasım 1934 yılında, TBMM, Türk
milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya
Atatürk soyadını verdi. 1934 yılında çıkarılan
diğer bir kanunla da, "Ağa, Hacı, Hafız, Ho-ca, Molla, Efendi, Paşa"
gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırıldı. Aynı
kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadele’de gösterilen başarılar
karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin
verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklandı.
ÇAĞDAŞLIK YOLU Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu
sayfalarına göz attığımız zaman, halkına, “Az zamanda çok ve bü-yük
işler başardık” diye seslenen Atatürk’ü daha iyi anlayabiliyoruz.
Sadece birkaç yıl içinde, kocaman bir devleti, laik bir Cumhuriyet’i,
kadın-erkek tüm halkla el ele vere-rek, sağlam temeller üzerine oturtan
Atatürk ve TBMM, çağdaşlık yolumuzu işte böyle açtılar