Bu sayıda, Türkiye’nin en güzel yörelerin-den birine, ülkenin en büyük
gölü olan Van Gö-lü ve çevresine doğru gidiyoruz.
Van ve çevresi, coğrafya bakımından önemli bir
konumu olduğu için, çok eski dönemlerden beri yerleşim alanı olmuş,
birçok uygarlığın izle-rini üzerinde barındırmış. Urartu medeniyetine
başkentlik yapan Van, bugüne değin, Hurriler, Hititler, Persler,
Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültürü bağrında
taşımış. Van; gölü, Akdamar Kilisesi,
“kaleler kenti” olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü
kedisi ve pek çok turizm faaliyetine olanak veren coğrafyasıyla
Doğu’nun önemli bir turizm merkezi... İlin
kuzeyinde, yükseklikleri 2400 ile 3000 metre arasında değişen “Sınır
Dağları” uzanıyor. Van yöresinde büyük nehir ve akarsular bulunu-yor.
Bölge, göller bakımından da önemli… İrili ufaklı birçok gölden başka,
Türkiye’nin en bü-yük gölü de bu bölgede. Van
ve çevresine önce Hurriler yerleşmişler, sonra Urartular 200 yılı aşkın
süre hüküm sürmüşler. Daha sonra Medler, Persler, Makedon-yalılar
(Büyük İskender), Partlar, Sasaniler, Bi-zanslar, Selçuklular,
İlhanlılar, Celayiroğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve
Osmanlılar buralara hakim olmuşlar. Van iline
adını veren Van Gölü, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük soda gölü. Dört
tarafı yüksek dağlarla çevrili. İçinde Akdamar, Adır, Çarpanak ve Kuş
adaları olmak üzere 4 ada bulunuyor. Van Gölü, tarih boyu Yüksek Deniz,
Nairi Denizi ve Yukarı Deniz gibi isimler aldığı gibi Deryaçe
(Küçük Deniz) adını da almış. Gölün suyu çok tuzlu ve sodalı. Sabunsuz
köpük verir ve temizlik maddeleri kullanılmadan içinde herşey
yıkanabilir, temizlenebilir. Her mevsim, her saatte farklı bir renk
alan, gündoğumu ve günbatımının muhteşem olduğu göl, bölge
tu-rizmine önemli bir katkı sağlıyor. Sahil boyunca, yapılaşma ile
bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye
değer. Van Gölündeki adalardan en büyüğü olan
Akdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlüdür. 900’lü yılların
başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise taş işçiliğinin
en seçkin ör-neklerinden. Akdamar Kilisesi, Vaspurakan Kra-lı I. Gagik
tarafından Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı
oldukça zengin. Bu-nun yanında, duvarlarda, İncil ve Tevrat’tan alınmış
çeşitli sahneler bulunuyor. Yunus Pey-gamberin denize atılması, Hz.
Meryem ve kuca-ğında İsa, Adem ile Havva’nın cennetten kovulması, Hz.
Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateşte
üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri…
Van’a bir anlamda “Kaleler Kenti”
denilebi-lir. Van ve çevresinde küçüklü büyüklü çok sayıda kale
bulunuyor. Bu tarihi kalelerden bir kısmı Urartu döneminden, diğerleri
Ortaçağ ve sonrasından kalma. Van Kalesi, Van
il merkezi sınırları içerisinde olup, şehir merkezine 5 km. mesafede.
Urartu kalelerinin görkemlilerinden. M.Ö. 9. yüzyılda Lutupri’nin oğlu
I. Sarduri tarafından yaptırıl-mış. Büyük bölümü ayakta kalan kalenin
kuzeybatı ucunda bulunan ve Sardur burcu denilen taş bloklarla örülen
yapının üzerinde I. Sarduri’-ye ait olan, Asur çivi yazısı ile
yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı var. Kalenin diğer önemli bir
yapısı, I. Agrişti’ye ait olan kaya mezarı ve hemen bunun dışındaki
kaya üzerinde bulunan Urartu’ların günümüze ulaşan en uzun yazıtı,
“Horhor Yazıtları” var. Ayrıca kalenin kuzey yamacında II. Sarduri’nin
açık hava tapınağı (Analı Kız), kale içinde Menau ve Sarduri’ ye ait
mezar odaları, mağaralar, su sarnıçları ve çeşitli odalar var. Kalenin
güneyinde ise eski şehrin kalıntıları bulunuyor. Ulu Cami, Hüsrev Paşa
Cami, Kay Çelebi Cami, Hamamlar (Çifte Hamam), Kümbetler (İkiz Kümbet)
ve çoğu tahrip olmuş eski evler, tarihin yaprakları
gibi. Van evleri de, Van’ın geleneksel mimarisini
günümüze taşıyan önemli unsurlar. Tarihi Van Kalesi’nin güneyinde
bulunan eski Van şehri, çarşıları, sokakları, mahalleleri, han, hamam,
taş döşeli caddeleri yanında Van evleri ile Osmanlı kentlerinin tipik
özelliklerini taşıyor.
Van’da yer alan mesire yerleri arasında; Van’
a 20 km. uzaklıkta, doğal plajları ve yeşilliği ile hoş görünümlü
Edremit; yeşillikler arasında doğal plajları ile bir gezi ve mesire
yeri olan Gevaş; il merkezine 80 km. uzaklıkta, iki çayın birleştiği
yerde bir vadi içerisinde ormanlık, hoş manzaralı Çatak ile il
merkezine uzaklığı 40 km. mesafede Van Gölü’- nün sahilinde Süphan Dağı
karşısında doğal plajları ve meyve bahçeleri ile ünlü Amik
sayılabilir. Van Bölgesi av hayvanları yönünden
zengin olup, her mevsim avlanmak mümkün. Başlıca av hayvanları arasıda
keklik, ördek, toy, dağ keçisi, tavşan, ayı, ve domuz sayılabilir.
Yörede olta balıkçılığı da gelişmiş. Van
Müzesi, dünyanın en önemli Urartu müzelerinden biri. Arkeoloji ve
Etnografya ol-mak üzere iki bölüm olan müzede, Urartu ke-mer ve
plakaları, silindir mühürler, Urartu-Roma -Finike devirlerine ait mezar
buluntuları, kolye-ler, süs eşyaları ve Urartulara ait çivi yazılı
kitabeler, etnolojik eserler, yazım eserler ve sikkeler sergileniyor.
Dünyaca ünlü Van - Hakkari kilimleri, Van gümüşçülüğünün en güzel
örnekleri (Kemer, başlık, bilezik, kolye, tabaka) ve hemen her devre
ait sikkeler bu müzede bulunuyor. Müze bahçesinde ise Akkoyunlu ve
Karakoyunlu devirlerine ait hayvan figürlü mezar taşları, Sel-çuklulara
ait yazılı mezar taşları ile Urartulara ait zafer stelleri var. Van
Bölge Müzesi, Urartulara ait çivi yazılı kitabeler bakımından dünyada
eşsiz... Tabii Van deyince akıllara ilk gelen
Van Ke-disi… Kediler suyu sevmezler ama biliyor musu-nuz, yeryüzünde
zevk için yüzen tek kedi, Van Kedisi’dir.
Efsanelerde, Nuh’un Gemisi’nden Ağrı Da-ğı’nda indiği anlatılan Van
Kedisi’nin neslinin tükenmesi endişesi büyüyor. O, “dünyanın en eski
kedisi”… Korkmadan, isteyerek suya girip yüzen, bundan büyük zevk alan
tek kedi ırkı… 1969’da, uluslararası alanda safkan ırk olarak kabul
edildi ve daha sonra korumaya alındı ama Türkiye’de korumaya alınmış
olmak ne derece işe yarar? Ağrı Dağı’nın
eteklerinde, 1720 metredeki Van Gölü ve çevresinde, kışın eksi 35,
yazın artı 40 derece sıcaklıkta, doğanın acımasız koşullarına göğüs
germe gücüne insanlardan daha çok sahip olan Van Kedisi için, “hasta
olmamak zo-runda bir dağ kedisi” tanımı yapılıyor.