Melis
Zeren Bu sayımızda size çok yönlü bir Türk
sanat-çıyı tanıtmak istiyorum. Rasim Ulusman, Türki-ye'de uzun
yıllar müziğe emek vermiş, birçok ünlü sanatçıya eşlik etmiş bir
müzisyen… Sanat hayatını Belçika'da profesyonel olarak sürdürür-ken,
bunun yanında karate sporunda siyah ku-şağıyla başarılı bir şekilde
öğretmenlik yapan bir sporcu…
Ulusman, müzik yaşantısını şöyle
özetliyor: "Beni müziğe yönelten, 8-9 yaşında
aldığım mandolin dersleriydi. İlk müzik çalışmalarıma Moğollar
Grubu'ndan Taner Öngül ile beraber başladım. Taner hâlâ o grupta
çalıyor. 1962'de, bir gün evden radyoyu kaptık, Fatih'te düğün salonuna
gittik. Taner gitarını bağladı. Ben de orada piyano çalıyordum."
"1962 yılında Vehbi Turhan Orkestrası'nda,
Ersan Erdura ile beraber şarkı söylerdik. Ersan Fransızca ve
İspanyolca, ben İngilizce… Cadde-bostan Gazinosu'nda sahneye
çıkıyorduk. Sonra 1966'da Siluetler grubuna girdim. Onlarla iki senelik
çok güzel bir çalışmamız oldu. Daha sonra ayrıldık, başka arkadaşlarla
Beatles gru-buna özenip o çizgide bir grup kurduk. Uzun süre Şisli'deki
İlhan Gencer'in Çatı Club'ünde sahne aldık. 1968 li yıllarda Ajda
Pekkan, Neco, Haldun Özdenizmen, Tülay German ile birlikte
çalışmalarımız oldu. 90'lı yıllarda, ünlü caz piyanisti Kerem Görsev
ile Rasim Ulusman Trio'yu kurdum."
Babası futbolcu olan, annesi biraz keman çalan
sanatçı mandolin, akordiyon, davul, bass gitar, ud, saz ve piyano
calıyor. 60'lı ve 70'li yıllarda, İstanbul'un
çeşitli semtlerinde ve özellikle Şehzadebaşı'ndaki sinemalarda, film
başlamadan önce birçok tanınmış grup ve şarkıcılar konser verirlermiş.
Rasim Ulusman, o günleri şöyle anlatıyor:
"Beyazıt'taki Marmara sinemasında, Şehza-debaşı'ndaki Klüp sinemasında,
Şişli'deki Site sinemalarında Marc Aryan, Charles Aznavour, Dario
Moreno, Tülay German gibi sanatçılar; aynı zamanda Los Macucambos,
Silüetler, Mavi Işıklar gibi gruplar ve Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası
dinlenebiliyordu." Beatles grubuyla beraber olmanın
rüyasını gördüğünü belirtip, "Onlarla beraber müzik yapmayı çok arzu
ederdim" diyen sanatçı, bugün en beğendiği isimleri sayarken, "Lionel
Richie, çünkü onun müzik tarzı çok hoşuma gidiyor. Gerçi soul müzikle
başladım, James Brown ve Wilson Picket. Son za-manlarda ise Elton John
ve Bryan Adams. Genel-de romantik müziklere kulağım takılıyor"
diyor. "Şimdi müzik yapmak isteyen gençlere bir
profesyonel olarak öğütlerini" sorduğumuzda yanıt
şöyle: "Türk gençleri arasında çok iyi
müzisyenler var ama iyi bir sıçrama yapmaları gerekir. Türkiye'de
sanatçı olmak iddiasında çok fazla kişi bulunduğu için, gerçek
sanatçıların bu yoğunlukta sıçramaları zor olu-yor. Fakat bu sıçramayı
beceren sanatçı artık bu alanda yerini almış oluyor. Şöyle eskilere bir
bakacak olursak, Ajda Pekkan, Orhan Gence-bay, Sezen Aksu... Bunlar
müzik alanında yerlerini sabitleştirmişlerdir. Belçika'da ise iyi olan
sanatçılar ne yazık ki burada kalmayıp, Amerika'da şöhret şanslarını
arıyorlar.” Karate sporuna
gelince: "Başlangıçta ben de babam gibi
futbolcuydum. Ayağım kırılınca bu sporu bırakmam ge-rekti. Daha
zihinsel ağırlıklı bir spor olan kara-teye başladım. Doğu sporları beni
her zaman cezbetmiştir. Bunda filmlerin de etkisi
oldu…" Daha sonra, "amatörce bir duyguyla
ama profesyonelce çalışmak için", Japonca'da "arka-daş" anlamına gelen
"Tomodachi" isimli bir karate kulübü açan Rasim Ulusman, 3 yıldır bu
çerçevede sürdürdüğü çalışmalar hakkında şu bilgileri
veriyor: "Bizim yaptığımız karate, Kyokushinkai
Ka-ratesi'dir. Grup halinde çalışmalar önemlidir. Bütün doğu sporları
gibi, çok fazla fizik ve eg-zersizlere önem verilmektedir. Bu arada
beyin için de önemli bir spordur. Sadece kuvvet degil, ruh da
önemlidir. Ben 33 yıldan beri bu sporu yapıyorum. Talebelerimin
katıldıkları müsabaka-larda dereceye girmeleri beni çok
heyecanlan-dırıyor. " Sualtı sporlarından
da çok etkilendiğini be-lirten Ulusman, müzik ve spor arasında bir
tercih yapamayacağını, ikisinden de vazgeçmeyeceğini söylüyor