diye
sordum. "Kocam öbür köyden, 5 km öteden"
dedi." Psikiyatr Nilüfer Berkasal'ın bir
mesajı da şöyle: "Kolay olduğunu söylemiyorum
ama çok kültürlü olabilmek, sentez yapabilmek büyük bir zenginlik.
Çocuklara daha evren-sel bir eğitim vermek gerekiyor. Ulusal
değerlerimiz zaten var, evrensel değerlere göre çocukla-rımızı
yetiştirmeliyiz. Çocuklara seçme hakkı verilmeli, kimlik kaybetmekten
bu kadar da çok korkulmamalı. Baba rolü de çok önemlidir. Baba otorite
sembolü-dür. Babasıyla güvenli ve düzenli ilişkisi olan çocukların,
devlet, okul gibi otoritelerle ilişkileri da-ha sağlıklı, başarılı
oluyor. Baba-ların, çocukların eğitiminde aktif rol almaları
gerekiyor." 40 YILLIK DEĞİŞİM Toplumumuzun
sağlık sorunlarını, Brüksel'de görev yapan bir doktorumuzla da
görüştük. Türk asıllı bu doktor, mesleki ilkeleri çerçevesinde isminin
gizli tutulmasını isteyerek sorularımızı yanıtladı.
"40 yılda göçmen hastalıkları da değişime
uğradı. 60'lı, 70'li yıllarda, ilk gelen nesil doktora tercümanla
gidiyordu. Derdini anlatamıyordu. Bu durum, bir çok hastalığın
teşhisinde zorluk yaratıyordu. Kadınların çoğu çe-kindikleri için
doktora bile gitmi-yordu'' diyen doktorumuz şunları anlatıyor:"Bugün
geldiğimiz nokta o günlerden çok farklı. Üçüncü ve dör-düncü nesil
doktora gitmekte, derdini anlatmakta zorluk yaşa-mıyor. Dil sorunu
aşılmış, bir de-ğişim yaşanıyor. Yeni nesil, an-ne ve babalarını
da eğitti, onları olumlu etkiledi. En büyük deği-şim de sağlık
sorunlarının içeri-ğinde yaşanıyor. Birinci nesile baktığımızda, sağlık
problemleri genellikle yaşın getirdiği ve yapı-lan işlerin sonucunda
ortaya çı-kan hastalıklar... Maden işçilerin-de, metro çalışanlarında
akciğer hastalıkları ya da aşırı sigara tü-ketimi sonucu oluşan
hastalıklar... Son iki nesilde ise çok farklı problemler görüyoruz.
Anne-baba ve çocuk ilişkileri, evlilik problemleri, çocuklarda konuşma
patolojisi yaşanan en önemli sorunlar
arasında..." TÜRKÇE’YE
DİKKAT Doktor, ilkokuldaki öğrenci-lerde
görülen "konuşma patolojisi" (troubles de language) üze-rinde ısrarla
duruyor ve bu soru-na acil çözüm geritilmesi gerektiğini
anlatıyor: "Çocuklar Fransızca'yı da,
Flamanca'yı da, Türkçe'yi de iyi konuşamıyorlar. Her dili yarım
öğreniyorlar. Bu da tıbbi açıdan sorun oluşturuyor. Konuşmada zorluk
yaşayan bu çocukların tıbbi yardım almaları gerekiyor. Örneğin "ş" yi
nasıl söyleyeceğini bilemiyor. Bu harfi ailesinden öğreniyor ama
Fransızca'da "ş" sesi farklı yazılıyor. Bu tür farklı-lıklar çocuğun
konuşmasında zorluklara neden oluyor, çocuk kendini ifade edemiyor. Bu
da okul hayatını olumsuz etkiliyor. Bazen sırf bu yüzden özel okul-lara
yönlendirilen çocuklar olu-yor. Bu sorunu aşmak kolay de-ğil çünkü hem
Türkçe, hem de Fransızca veya Flamanca bilen doktorlara ihtiyaç var.
Çocukla-rın okul öncesi eğitime katılma oranları artıyor ama bu, sorunu
çözmeye yeterli değil. Bu sorunun çözümü iki dilin birden iyi
öğrenilmesinde yatıyor. Çözüm derneklerle ya da geçici
organizasyonlarla da yapılabilecek bir iş değil. Bu, okullarda
çözülebilecek bir sorun. Türkçe öğretimi mutlaka okul müfredatlarına
gir-meli. Belçika Milli Eğitim Bakan-lığı bu konuyla ilgilenmeli.
Türk-çe de okullarda düzenli ve sistemli bir şekilde öğretilmeli.
Es-kiden bu konuya olumlu bakılmazken, şimdi yavaş yavaş okul-larda
Türkçe öğrenimi yaygınla-şıyor. St. Josse Belediyesi'nde Türkçe
dersleri başladı. Ailelerin Türkçelerinin de iyi olmaması, okulda
verilecek olan Türkçe derslerinin önemini arttırıyor. Bu konuda
aileleri de uyarmak gere-kiyor. Türkçe televizyon izlemek, dil öğrenmek
için yeterli değil." Brüksel'deki bu
doktorumuz da, psikolojik sorunların önemi-ne
değiniyor: "Diğer önemli ve çözümü zor olan
sorunlardan biri de, özellikle genç evlilerde görülen psikolojik
sorunlar ve hastalıklar... Bel-çika'ya evlenme yoluyla gelen kadın ve
erkeklerin yaşadığı so-runlar... Belçika'da yetişen nesil, Türkiye'de
yetişen nesilden farklı. Türkiye'den gelen kadın ya da erkek, kültürel
açıdan burada ye-tişen nesilden daha ileri. Türkiye'den gelenler en az
lise eğitimini almış olarak geliyor ama burada yetişen nesil okumu-yor.
Kültürel olarak da bir zayıf-lık söz konusu. Bu farklılıklar so-runlara
neden oluyor." "Psikolojik sorunların teşhisi
çok kolay olmuyor. Hasta ancak psikolojik sorunun doğurduğu başka bir
sorunla ilgili olarak aile hekimine başvurduğunda, he-kim, sorularıyla,
fizyolojik sorunların altında yatan gerçek sebepleri bulmaya çalışıyor.
Bu da her zaman kolay olmuyor. Aile hekimi sorunu çözme yolunda,
Fran-sızca öğrenmek, dışa açılmak gi-bi öneriler getiriyor ama bu,
ka-dınlar için pek mümkün görünmüyor." "Aile
içi iletişimsizlik sorunu hem psikolojik sorunlara neden oluyor, hem de
psikosomatik diye adlandırdığımız, psikolojik sorunlardan kaynaklanan
mide, bağırsak problemleri, başağrıları, baş dönmeleri, kadınlarda adet
düzensizlikleri gibi hastalıklara yol açıyor. Bu hastalıkların
te-davisi çok zor çünkü ilaçla bir mide rahatsızlığını çözebilirsiniz
ama o hastalığa neden olan psikolojik sorunları çözmedikçe hastalık
tekrarlıyor." En büyük ihtiyaç, Türkçe bilen
doktorlar. Örneğin, nöro-psikiyatri (sinir hastalıkları),
gastroentoloji (mide ve bağırsak hastalıkları) konusunda Türkçe konuşan
doktorlara ihtiyaç var. Psikologlar var ama psikiyatr da gerekli.
Bunları da, eğitim yapan gençler için not ediyoruz.