"Ruh sağlığı" konusunun Türk kültüründe ne kadar ciddiye alındığı
tartışılır. Okuyucularımıza bir fikir vermek amacıyla, göçmenler için
oluşturulmuş ve "Ruh Sağlığı Da-nışma Merkezi" olarak adlandırılan
kurumlardan birinde çalışan psiki-yatr Nilüfer Berkasal'la görüştük.
Göçmenlerin ne tür psikolojik so-runları olduğunu, bunların
gideril-mesi için neler yapılabileceğini an-lamaya
çalıştık. Yabancılara açık olan bu danışma
merkezlerinde doktorlar ve has-talar arasında tercümanlar da
bulu-nuyor. Üçlü bir diyalogla çalışma sistemi oluşturuluyor. Bu
merkez-lere, aile veya arkadaşlarının tavsi-yelerini dikkate alarak,
aile doktorlarının veya okul yönetimlerinin yönlendirmesiyle gelenler
veya hastanelerde ayakta tedavi edildikten sonra gönderilenler
çoğunlukta... Berkasal şunları
anlatıyor: "Genelde, bizim merkezimize
gelenlerin sosyal sorunları fazla. Kültürel kimlik problemleri, gençlik
çağı problemleri, kuşak çatışması problemleri, karı-koca çatışmaları,
evlilik problemleri, ithal gelin problemleri... Ne yazık ki, bu
sorunlar ve bunlardan kaynaklanan hastalıklar bize geç ulaşıyor.
Örneğin bir kadın, 2-3 çocuk annesi olduktan, 6-7 yıl büyük bir ailenin
içinde kaybolduktan sonra bize geliyor ama artık hasta olmuş.
Sorunlarına çö-züm aramakta geç kalmış... Daha erken davransa,
hastalığı önleyebi-lecek..." Berkasal,
"Göçmen olmaktan kaynaklanan özel sorunlar var" di-yor ve
ekliyor: "Bize başvuran kadınlar, ezil-mişlik,
kaybolmuşluk, sesini duyuramama sıkıntısı yansıtıyorlar. Bu, hastalık
yoluyla sesini duyurma şekline dönüşüyor. Yaşam koşullarının sonucu
olarak psikosomatik ve psi-kofizyolojik hastalıklar görülüyor. Yani
derdini beden diliyle anlatma, yansıtma..."
Bizim toplumumuzda insanlara kolaylıkla "deli" damgası vurulur. Ancak
ruhsal bozukluklar, organları ve fiziği etkilediği zaman, hastanın
tedaviye yönelmesi ve derdini an-latması daha kolay
oluyor: "En sık görülenler mide hasta-lıkları,
kalp çarpıntıları, baş ağrıları, migren... Bunlar psikofizyolojik
de-diğimiz, organ bozukluğu yapan ruhsal hastalılardan kaynaklanıyor.
Stres, vücudu ve organları etkiliyor. Bir de psikosomatik dediğimiz
has-talıklar var. Bunlarda organ bozukluğu yok ama bayılmalar,
uykusuz-luklar, esnemeler, tikler, kişide is-teksizlik, yarı depresif
çöküntü gibi şikayetler var. Psikosomatik hasta-lıkta kişi, aslında
sorunlardan kaçıp hastalığa sığınmış oluyor. "Ben hastayım. Biraz saygı
gösterin, üs-tüme gelmeyin" mesajı veriyor. Hastalık, sesini
duyurmanın, saygı görmenin tek yolu oluyor. Bu tür hastalıklar
çaresizliğin göstergesi-dir. Etrafına olan öfkeyi kimseye
yönlendiremeyen kişi, acıyı kendinden çıkarıyor. Karşısınndakilere
zarar veremeyince, kendine zarar
veriyor." Peki tedavi önerileri neler
olabilir? "Psikiyatrinin en zor yanı şu ki, bir
kimsenin sorunu diğerinin aynı-sı değil. Koşullar, kişilikler aynı
de-ğil. Her kişiye özel bir çözüm gere-kiyor. Hazır, kalıplaşmış
öneriler yok. En önemli başlangıç noktası, kişinin, hastalığının
farkında olması ve yardım araması... En önemli en-gel de, "deli"
damgası yeme korku-su... Her şeyden önce, kişiyi iyice dinledikten ve
ne türlü bir tedavi gerektiğine karar verdikten sonra, hastalık
psikolojik sorunlardan kaynaklanıyorsa, kişinin bunu ayırt et-mesini
sağlamak için çaba harcıyo-ruz. İnsanların duygularıyla organları
birbirine çok bağlıdır. Heyecan-landığımız zaman yüzümüz kızarır,
korktuğumuz zaman titremeye baş-larız, kalp atışlarımız hızlanır. Kişi
ağzıyla dile getiremediği zaman be-deniyle dile getiriyor. Bunu
bede-niyle değil, ağzıyla dile getirmesini öğrenmesi gerekiyor.
Terapinin amacı, kişinin kendini korumayı, kendine bir yer edinmeyi
öğrene-rek yaşaması, toplumun içinde ruhsal olarak zarar görmeden
yaşama-yı öğrenmesidir. Terapi dendiğinde hep ilaçla tedavisi
düşünülmemeli, kişiler tedaviden korkmamalı, danışmaya açık olmalılar."
İTHAL GELİNLER İthal gelinler (ve ithal
damatlar) sadece örnek ama ilginç örnekler... Gelinlere fazla yük
yüklenmesi, söz hakkı verilmemesi, gelinin kişiliği-nin yok sayılması,
erkeklerin de duruma fazla sahip çıkma yeteneği gösterememeleri gibi
nedenler ruhsal bozukluklar getiriyor. "Avrupa'-da, özgürce, daha
rahat, daha iyi yaşamak" rüyasıyla evlenip gelenler, buradaki bazı
Türklerin "zamanı durdurduklarını", Türkiye'dekilere oranla çok daha
yavaş geliştiklerini görüyor, büyük hayal kırıklıkları ya-şıyorlar.
Berkasal, ithal gelin ve da-matların, "Keşke evlenmeden önce buraya
gelip beni nelerin beklediğini görseydim" diyenlerin çoğunlukta
olduğuna dikkat çekiyor: "Kadınların
kendi haklarının farkında olmaları, çevrelerine açılmaları gerekiyor.
Bir sorun olduğu zaman, hastalık haline gelmesini beklemeden danışma
merkezlerine başvurmaları gerekiyor." ÇOCUKLAR VE
GENÇLER Göçmen çocukların ve gençle-rin
sorunları da kendilerine özgü: "Psikolojik
sorunları olan, dil ve zeka problemi olan çocuklar var. Çoğu zaman
bunlar aynı sepete konuluyor oysa ayırt edilmeleri çok önemli. Çocuklar
konusunda aileler biraz daha bilgili, daha uyanık ol-malılar.
Çocuklarının haklarını aramalılar." "Bir de
genç kız ve delikanlı çağında gelenler var. Onların so-runları genelde
kimlik çatışmaları... Nesiller arasında çatışmalar doğal-dır ama
burada, göçmen olmanın getirdiği özel sorunlar var. Türki-ye'de
çoğunlukla çocuk, anne ve babayla çatışır. Burada ise çocuk anne ve
babanın yanında yer alı-yor, yaşadığı toplumla çatışıyor. Veya, içinde
yaşadığı toplumu be-nimsemişse, Türk toplumunu ve anne babayı
karşısında görüyor. Çatışma daha şiddetli, daha sağlıksız bir ortamda
yaşanıyor. Çocuk bir tarafı tutmak zorundaymış gibi hissediyor
kendini... İhanet, suçluluk, uyumsuzluk duygusu, hepsi birbiriyle
çatışıyor. Çocukların başarı-sız olmasının en önemli sebebi bu dengeyi
kuramamaları. Toplum da bu dengeyi kurmaları için onlara yardımcı
olmuyor. İçinde yaşadığı topluma ihanet etmeden bir üst kimlik
geliştirmek çok zor. Çift kimlik geliştirmek, üst kimlik geliş-tirmek
yasak gibi. Balkanlardan göçmüş, Arnavut asıllı, Türk kimliği
olan ve Belçika'da yıllarca yaşamış olan bir çocuk hangi kimliği
benimseyecek? Çocuğa çok fazla seçme şansı tanınmıyor. İçinde yaşadığı
toplumun da yaklaşımı çok önemli. Bu sadece aile ile çocuk arasında
yaşanan bir sorun değil, toplum sorunu... Kimlik kavramı çok ilginç bir
konu. Bir hastam, "Kocamla kültür farkımız var, bu yüzden
anla-şamıyoruz" dedi. "Kocan nereli?"