[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]

     "Ruh sağlığı" konusunun Türk kültüründe ne kadar ciddiye alındığı tartışılır. Okuyucularımıza bir fikir vermek amacıyla, göçmenler için oluşturulmuş ve "Ruh Sağlığı Da-nışma Merkezi" olarak adlandırılan kurumlardan birinde çalışan psiki-yatr Nilüfer Berkasal'la görüştük. Göçmenlerin ne tür psikolojik so-runları olduğunu, bunların gideril-mesi için neler yapılabileceğini an-lamaya çalıştık.     Yabancılara açık olan bu danışma merkezlerinde doktorlar ve has-talar arasında tercümanlar da bulu-nuyor. Üçlü bir diyalogla çalışma sistemi oluşturuluyor. Bu merkez-lere, aile veya arkadaşlarının tavsi-yelerini dikkate alarak, aile doktorlarının veya okul yönetimlerinin yönlendirmesiyle gelenler veya hastanelerde ayakta tedavi edildikten sonra gönderilenler çoğunlukta...     Berkasal şunları anlatıyor:     "Genelde, bizim merkezimize gelenlerin sosyal sorunları fazla. Kültürel kimlik problemleri, gençlik çağı problemleri, kuşak çatışması problemleri, karı-koca çatışmaları, evlilik problemleri, ithal gelin problemleri... Ne yazık ki, bu sorunlar ve bunlardan kaynaklanan hastalıklar bize geç ulaşıyor.  Örneğin bir kadın, 2-3 çocuk annesi olduktan, 6-7 yıl büyük bir ailenin içinde kaybolduktan sonra bize geliyor ama artık hasta olmuş. Sorunlarına çö-züm aramakta geç kalmış... Daha erken davransa, hastalığı önleyebi-lecek..."      Berkasal, "Göçmen olmaktan kaynaklanan özel sorunlar var" di-yor ve ekliyor:     "Bize başvuran kadınlar, ezil-mişlik, kaybolmuşluk, sesini duyuramama sıkıntısı yansıtıyorlar. Bu, hastalık yoluyla sesini duyurma şekline dönüşüyor. Yaşam koşullarının sonucu olarak psikosomatik ve psi-kofizyolojik hastalıklar görülüyor. Yani derdini beden diliyle anlatma, yansıtma..."     Bizim toplumumuzda insanlara kolaylıkla "deli" damgası vurulur. Ancak ruhsal bozukluklar, organları ve fiziği etkilediği zaman, hastanın tedaviye yönelmesi ve derdini an-latması daha kolay oluyor:     "En sık görülenler mide hasta-lıkları, kalp çarpıntıları, baş ağrıları, migren... Bunlar psikofizyolojik de-diğimiz, organ bozukluğu yapan ruhsal hastalılardan kaynaklanıyor. Stres, vücudu ve organları etkiliyor. Bir de psikosomatik dediğimiz has-talıklar var. Bunlarda organ bozukluğu yok ama bayılmalar, uykusuz-luklar, esnemeler, tikler, kişide is-teksizlik, yarı depresif çöküntü gibi şikayetler var. Psikosomatik hasta-lıkta kişi, aslında sorunlardan kaçıp hastalığa sığınmış oluyor. "Ben hastayım. Biraz saygı gösterin, üs-tüme gelmeyin" mesajı veriyor. Hastalık, sesini duyurmanın, saygı görmenin tek yolu oluyor. Bu tür hastalıklar çaresizliğin göstergesi-dir. Etrafına olan öfkeyi kimseye yönlendiremeyen kişi, acıyı kendinden çıkarıyor. Karşısınndakilere zarar veremeyince, kendine zarar veriyor."      Peki tedavi önerileri neler olabilir?     "Psikiyatrinin en zor yanı şu ki, bir kimsenin sorunu diğerinin aynı-sı değil. Koşullar, kişilikler aynı de-ğil. Her kişiye özel bir çözüm gere-kiyor. Hazır, kalıplaşmış öneriler yok. En önemli başlangıç noktası, kişinin, hastalığının farkında olması ve yardım araması... En önemli en-gel de, "deli" damgası yeme korku-su... Her şeyden önce, kişiyi iyice dinledikten ve ne türlü bir tedavi gerektiğine karar verdikten sonra, hastalık psikolojik sorunlardan kaynaklanıyorsa, kişinin bunu ayırt et-mesini sağlamak için çaba harcıyo-ruz. İnsanların duygularıyla organları birbirine çok bağlıdır. Heyecan-landığımız zaman yüzümüz kızarır, korktuğumuz zaman titremeye baş-larız, kalp atışlarımız hızlanır. Kişi ağzıyla dile getiremediği zaman be-deniyle dile getiriyor. Bunu bede-niyle değil, ağzıyla dile getirmesini öğrenmesi gerekiyor. Terapinin amacı, kişinin kendini korumayı, kendine bir yer edinmeyi öğrene-rek yaşaması, toplumun içinde ruhsal olarak zarar görmeden yaşama-yı öğrenmesidir. Terapi dendiğinde hep ilaçla tedavisi düşünülmemeli, kişiler tedaviden korkmamalı, danışmaya açık olmalılar." İTHAL GELİNLER     İthal gelinler (ve ithal damatlar) sadece örnek ama ilginç örnekler... Gelinlere fazla yük yüklenmesi, söz hakkı verilmemesi, gelinin kişiliği-nin yok sayılması, erkeklerin de duruma fazla sahip çıkma yeteneği gösterememeleri gibi nedenler ruhsal bozukluklar getiriyor. "Avrupa'-da, özgürce, daha rahat, daha iyi yaşamak" rüyasıyla evlenip gelenler, buradaki bazı Türklerin "zamanı durdurduklarını", Türkiye'dekilere oranla çok daha yavaş geliştiklerini görüyor, büyük hayal kırıklıkları ya-şıyorlar. Berkasal, ithal gelin ve da-matların, "Keşke evlenmeden önce buraya gelip beni nelerin beklediğini görseydim" diyenlerin çoğunlukta olduğuna dikkat çekiyor:      "Kadınların kendi haklarının farkında olmaları, çevrelerine açılmaları gerekiyor. Bir sorun olduğu zaman, hastalık haline gelmesini beklemeden danışma merkezlerine başvurmaları gerekiyor."  ÇOCUKLAR VE GENÇLER      Göçmen çocukların ve gençle-rin sorunları da kendilerine özgü:     "Psikolojik sorunları olan, dil ve zeka problemi olan çocuklar var. Çoğu zaman bunlar aynı sepete konuluyor oysa ayırt edilmeleri çok önemli. Çocuklar konusunda aileler biraz daha bilgili, daha uyanık ol-malılar. Çocuklarının haklarını aramalılar."     "Bir de genç kız ve delikanlı çağında gelenler var. Onların so-runları genelde kimlik çatışmaları... Nesiller arasında çatışmalar doğal-dır ama burada, göçmen olmanın getirdiği özel sorunlar var. Türki-ye'de çoğunlukla çocuk, anne ve babayla çatışır. Burada ise çocuk anne ve babanın yanında yer alı-yor, yaşadığı toplumla çatışıyor. Veya, içinde yaşadığı toplumu be-nimsemişse, Türk toplumunu ve anne babayı karşısında görüyor. Çatışma daha şiddetli, daha sağlıksız bir ortamda yaşanıyor. Çocuk bir tarafı tutmak zorundaymış gibi hissediyor kendini... İhanet, suçluluk, uyumsuzluk duygusu, hepsi birbiriyle çatışıyor. Çocukların başarı-sız olmasının en önemli sebebi bu dengeyi kuramamaları. Toplum da bu dengeyi kurmaları için onlara yardımcı olmuyor. İçinde yaşadığı topluma ihanet etmeden bir üst kimlik geliştirmek çok zor. Çift kimlik geliştirmek, üst kimlik geliş-tirmek yasak gibi.  Balkanlardan göçmüş, Arnavut asıllı, Türk kimliği olan ve Belçika'da yıllarca yaşamış olan bir çocuk hangi kimliği benimseyecek? Çocuğa çok fazla seçme şansı tanınmıyor. İçinde yaşadığı toplumun da yaklaşımı çok önemli. Bu sadece aile ile çocuk arasında yaşanan bir sorun değil, toplum sorunu... Kimlik kavramı çok ilginç bir konu. Bir hastam, "Kocamla kültür farkımız var, bu yüzden anla-şamıyoruz" dedi. "Kocan nereli?"