Otel Villa Royale
Merhaba Tüm okuyucularımıza ve bize ilan
desteği sağlayanlara, “Anadolu” dergisini bu kadar kısa zamanda,
bugünkü boyutuna taşıdıkları için teşekkür ediyoruz.
Gerçekten bir “gurur tablosu” çıkıyor
ortaya... Bu, hem bizim ekibimizin, hem sizlerin
gururu... Bir başbakanla, bir bakanla, bir
parti başkanıyla konuşmaya gidiyoruz. Önce kendimizi tanıtmamız
gerektiğini düşünüyoruz ama buna ihtiyaç olmadığını görüyoruz. “Evet,
Anadolu dergisi, Belçika’daki Türklerin dergisi... Biliyoruz” diyorlar.
Belçika Kraliyet Sarayı’nda “Sa Majesté”
II. Albert’den, Çankaya’da Sayın Cumhurbaş-kanı Ahmet Necdet Sezer’e
kadar herkes dergimizi tanıyor.
Dergimizi tanıyan, elbette okuyucumuzu ve
toplumumuzu da giderek daha iyi tanıyor. Belçika’da
veya Türkiye’de, siyasi partilerin liderleri, kendileriyle aynı
fikirleri paylaşmamızı beklemeden, ekiplerimizi öncelik vererek ve
saygıyla karşılıyorlar. Çünkü “dürüst” bir toplumun, “dürüst”
gazetecileri olduğumuzu artık iyi biliyorlar.
Fransa’dan, Hollanda’dan, Almanya’dan mektuplar alıyoruz; dergimize
abone oluyorlar, okumak istiyorlar. Belçika’nın en
ücra köşelerine gittiğimiz zaman, oralardaki insanlarımızın, “Anadolu”
dergisini iyi tanıdıklarını ve izlediklerini büyük keyifle
gözlemliyoruz. Hep aynı soru geliyor
karşımıza: “Bu derginin arkasında kimler
var?” En ön plana çıkan söylentiye göre,
dergimizin arkasında Türk Devleti var. Bir
Belçikalı parti başkanı bu konuyu açıp, “Arkanızda Türk Devleti olduğu
doğru mu?” diye sordu. “ArkamızdaTürk Devleti
yok ama biz Türk Devleti’nin ve laik Cumhuriyet’in hep arkasındasıyız”
dedik. Bunu herkes
bilmeli... Geçenlerde, söyleşi yaptığımız bir
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi de bize, “Arkanızda kim var?” diye
sorunca, çok güldük. Arkamızda, binlerce
okuyucu, isim ve adresleri dergide görülen sponsorlar ve gerçekten çok
yoğun çalışan bir gönüllüler ekibi var. Dedik
ya, arkamızda “bakkal-çakkal” var! Bu arada
Belçikalı makamlardan sübvansiyon istedik. Verirlerse, “Arkamızda
Belçika Devleti var” diyeceğiz inşallah!..
Tiraj arttırmamız, beş bin yerine en az on bin dergi basmamız
gerekiyor. Şimdiki hedef bu. Çünkü arz, talebi
karşılamıyor. Haziran’da bir de özel sayı
çıkartacağız. En az otuz bin tirajla ! Fransızca ve Flamanca bir
“Anadolu”... Güzel
olacak! Elbette dedikodular, çamur atmalar
devam ediyor. Elbette, “bakkal-çakkal dergisi” diye aşağılayanları ikna
etmek için vakit harcamı-yoruz. Bazıları beni ve arkadaşlarımı hem
röportaj yaparken, hem ilan ararken, hem dergi dağıtırken görünce,
burun kıvırıyorlar, görüyoruz. Dedikoduculara,
iftiracılara, burun kıvıranlara, aşağılayanlara söylediğimiz tek şey
var: “Tak sepeti koluna, herkes kendi
yoluna!” Bizim yolumuz belli,
sapmayız... Dolunay Uluç